Kategori: Genel

  • Çorum’da, “Mescid-İ Aksa’ya Özgürlük” Çağrısı Yapıldı!

    Çorum’da, “Mescid-İ Aksa’ya Özgürlük” Çağrısı Yapıldı!

    Çorum Filistin Platformunca organize edilen programda vatandaşlar, Hürriyet Meydanı’nda İsrail ablukası altındaki Mescid-i Aksa ile Gazze halkının özgürlüğü için bir araya geldiler.

    Çorum İlim Yayma Cemiyeti Başkanı Şahin Çalışkanoğlu yaptığı açıklamada “Gazze bombalanırken hep mahzundu Mescidi Aksa, ama uzun yıllardır tüm hüznüne rağmen, müminler hiç eksik olmamıştı avlusundan. Murabıtlar, mücahitler oradaydı. Şimdi 60 yıldan bu yana ilk defa, Ramazanı ve bayramı prangalar altında yalnız geçirdi ilk kıblemiz!” dedi.

    İsrail, ABD ve İran Savaşına atıfta bulunulan açıklamada, kirli oyunla Arapların ve Farsların birbirini yok etmesi arzulanıyor. Kürt kardeşlerimizi bu büyük kurguda birer piyon gibi ileri sürüp, cephede feda etmek istiyorlar. Gazze unutulsun, Mescid-i Aksa kimsenin aklına gelmesin istiyorlar. Müslümanlar bölgemizde yakılan fitne ateşinden uzak durmalıdır. İslam ülkeleri tek yumruk olup siyonizme mücade etmeliler. Müminler Mescid-i Aksa’nın birleştirici ruhuyla kıyama durmalıdır denildi.

    Program İl Müftüsü Şahin Yıldırım’ın yaptırdığı duanın ardından sona erdi.

    Basın açıklaması metni…

    MESCİD-İ AKSA’YA ÖZGÜRLÜK BASIN AÇIKLAMASI

    İlk kıblemizin bu mahzun günlerinde, Kudüs’e kardeş bir şehirde “Çorum’da”  gönlümüzde Mescid-i Aksa sızısıyla bir araya gelmiş bulunuyoruz.

    Sevgili Filistin Dostları! Kudüs’ün, İstanbul’la, Ankara’yla,  Çorum’la kardeş olduğunu gönüllerine nakşeden insanlar! Mescidi Aksa’nın sesini yıllardır yılmadan bir çığlık gibi haykıran vicdan sahipleri! Yine buradasınız! Vefanıza selam olsun! İlk kıblemiz Mescidi Aksa, yıllardır mahzun ve mağdur.

    Deir Yasin’de kan akarken… Sabra ve Şatilla’da masumlar katledilirken… El Halil gasp edilirken ve Gazze bombalanırken hep mahzundu Mescidi Aksa, ama uzun yıllardır tüm hüznüne rağmen, müminler hiç eksik olmamıştı avlusundan. Murabıtlar, mücahitler oradaydı. Şimdi ilk defa, 60 yıldan bu yana ilk defa, Ramazanı ve bayramı prangalar altında yalnız geçirdi ilk kıblemiz!

    Mescid-i Aksa adeta gasp edildi. Mescid-i Aksa müminlerden koparılmak isteniyor! Mescid-i Aksa yok edilmek isteniyor. Azgın siyonist hahamlar ve politikacılar ‘düşman füzesi isabet etti diyerek Mescid-i Aksa’yı yıkalım’ diyorlar. Uzun yıllardır Mescid-i Aksa’nın altında tüneller kazarak yürüttükleri sinsi planları artık yeryüzünde uygulamak istiyorlar. Ve biz, maalesef aciz ve gayretsiz kaldık ümmet olarak. Habis bir ur gibi her parçamıza musallat olan siyonist mikrop, şimdi ciğerimize nüfuz etme noktasında.  Aksamız yaklaşık bir aydır cemaatsiz, sessiz ve neffessiz… Sapkın terör çetesi israil, hiçbir kutsal tanımayan azgın tabiatının dibini bulmuş durumda. Siyonist katiller, dünyanın eşkıyası Amerika’nın desteğiyle, Gazze’de, Batı Şeria’da, Kudüs’te ve diğer komşu İslam coğrafyalarında bebek kanı dökmeye devam ediyor.

    Dünyanın dikkati petrole bulanmışken, sözde ateşkes rejimi kalbura dönmüşken, katiller kan dökmeyi sürdürüyorlar. Ama biliyoruz ki gecenin en karanlık anı, sabaha en yakın olandır! Biliyoruz ki zulümle âbâd olunmaz! Hani demişti ya HAMAS’ın kurucusu Şeyh Ahmet Yasin ‘en fazla 80 yılı var bu zalim işgal rejiminin’… Biliyoruz bu zulüm bitecek, zalimler düşecek, mazlumlar gülecek, Aksa yeniden özgür olacak!

     7 Ekim Aksa Tufanı, adını Mescidi Aksa’dan alan, gücünü Aksa’yla toplayan, hayatını Aksa’ya adayan kutlu bir direniş hamlesiydi. On binlerce şehit, Mescid-i Aksa’nın hürriyeti için canını feda etti. Yüzbinlerce Filistinli, Aksa için, eşini, evladını, anasını, babasını, evini barkını feda etti.

    Şimdi bize düşen, şehitlerin emaneti Mescid-i Aksa’ya sahip çıkmaktır. Dikkatimizi dağıtmalarına fırsat vermeden, Mescid-i Aksa’ya odaklanmalıyız. Lübnan’da, İran’da, Suriye’de, Yemen’de ve diğer İslam diyarlarında masum çocuklar bombalanırken, acımız elbette büyüktür. Elbette yiten canlara, akan kanlara duyarsız kalmayacağız. Ancak bileceğiz ki Gazze’nin 70 bin şehidi Mescid-i Aksa için can verdi. Siyonistler, Mescid-i Aksa’yı yalnız bırakmak için soykırım yapıyor. Bütün kavga Kudüs ve Mescid-i Aksa üzerinden yürüyor.

    Karşımızda tüm kutsalları çiğneyen hasta ruhlu bir topluluk var: Kutsal kitapları tahrif ederek sapkın bir anlayışı din haline getiren Siyonistler, Peygamberlerini katleden, Allah’la bile pazarlık yapan, binlerce yıllık takıntılarla hareket eden siyonistler, Mescid-i Aksa’yı yıkarak, onun yerine kendi sapkın inançlarının mabedini inşa etme peşindeler. Bu koşullarda bize düşen görev, Mescid-i Aksa’yı gündemden düşürmemektir.  Bize düşen vazife, orada ölümüne nöbet tutan Filistinli kardeşlerimizi ayakta tutmaktır. Bize düşen görev, birbirimize yaslanmaktır.

    Sadece Müslümanlar olarak değil, dünya çapında vicdan sahibi tüm insanlarla bir olarak direnmeliyiz. Geçen yıl Akdeniz’de destansı bir mücadele veren Sumud Filosu böyle bir ortak direnişti. Sumud filosu şimdi yine, yeniden harekete geçmek üzere. Dünya çapında devam eden bir boykot hareketi var. Boykotta daha kararlı ve yaygın bir çaba içinde olmalıyız. Her türlü iletişim aracını kullanarak, insanlara ulaşmalı, siyonizme karşı bilinç oluşturmalıyız. Günden güne daha fazla saldırganlaşan işgalci ve soykırımcı çeteye teslim olmamalıyız.

    Bunlar, Üstad Necip Fazıl’ın tabiriyle ‘yumurtalarını pişirmek için dünyayı ateşe verecek kadar‘ tehlikelidir. Yüce Allah Maide Suresi’nin 64. ayetinde bu sapkın topluluk hakkında şöyle buyuruyor: ‘Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah bozguncuları sevmez.’ İnşallah bu ateş de sönecek. Eceli gelen köpek misali, Mescidi Aksa’ya el uzatan siyonistlerin de sonu gelecek.

    Onlar istiyorlar ki insanlar can derdine düşsün. Onlar istiyorlar ki insanlar açlıkla ve ekonomik krizlerle boğuşsun da bu karmaşada kendileri yol alsınlar. Onlar istiyorlar ki yaktıkları fitne ateşiyle Müslümanlar birbirini vursun. Irak’ta yıllarca bu kargaşa ortamından beslendiler; Müslümanı Müslümana kırdıran grupları el altından desteklediler. Suriye’de kardeş kavgası üzerinden bölgedeki saflar zayıflatılırken, bundan sadece işgalci siyonistler güç devşirdi. Kürt ile Arap arasına nifak tohumları ekilirken, kazanan yine aynı çevreler oldu. Yemen’de bölgesel ayrılıklar üzerinden bir çatışma körüklenirken, ellerini ovuşturanlar yine katil israil, ABD ve Batılı ortaklarıydı.

    Şimdi aynı kirli oyunla Arapların ve Farsların birbirini yok etmesini arzuluyorlar. Kürt kardeşlerimizi bu büyük kurguda birer piyon gibi ileri sürüp, cephede feda etmek istiyorlar. Gazze unutulsun, Mescid-i Aksa kimsenin aklına gelmesin istiyorlar. Müslümanlar bölgemizde yakılan fitne ateşinden uzak durmalıdır. İslam ülkeleri tek yumruk olup siyonizme vurmalıdır. Müminler Mescid-i Aksa’nın birleştirici ruhuyla kıyama durmalıdır.

    Evet! Mescid-i Aksa müminleri bekliyor. Kudüs, müminleri bekliyor. Merhum Kudüs Şairi Nuri Pakdil demişti ya ‘Yürü kardeşim, ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin!’ Bugün de burada, ayaklarımıza bir Kudüs gücü gelsin diye toplandık. Bu yolda yürümeye, sürünmeye, ölmeye varız. Bu yoldan dönmeyiz, dönmeyeceğiz! İlk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı unutmayacağız, unutturmayacağız!

    Özgür Kudüs’te, Mescidi Aksa avlusunda hep beraber saf tutmak duasıyla, Allah’a emanet olun.

  • “Köylere Hakkaniyetli Dağıtım Şart”

    “Köylere Hakkaniyetli Dağıtım Şart”

    Çorum Sivil Toplum Gönüllüleri Derneği (ÇOSTOG) Başkanı İlhan Kılıç, Çorum İl Özel İdaresi’nde bütçe dağılımında adaletin sağlanmasını istedi.
    İlhan Kılıç, nüfus ve ihtiyaç odaklı planlama yapılmasını, keyfi uygulamaların son bulmasını, köyler arasında ayrımcılığın kaldırılmasını, şeffaf ve hesap verebilir yönetim anlayışı sergilenmesini talep etti.
    Çorum’da İl Genel Meclisi Başkanlığı seçimi öncesi “Bütçe Adaleti” çağrısında bulunan İlhan Kılıç, “İl Genel Meclisinin köylerimize ayrılan ödeneklerdeki dengesizliğin bir an önce giderilmesini talep ediyoruz. Devletin gönderdiği kaynak adaletle dağıtılmalı, hiçbir ilçenin ve köyün hakkı gasp edilmemelidir” dedi.
    ÇOSTOG Başkanı İlhan Kılıç’ın basın açıklaması şu şekilde:

    “BÜTÇE DAĞITIMINDA DENGESİZLİK VAR”
    Çorum’da yapılacak İl Genel Meclisi Başkanlığı seçimi öncesinde, kamuoyunda bütçe dağılımındaki adaletsizlik ciddi bir şekilde gündeme gelmiştir.
    2026 yılı ödenek dağılımı incelendiğinde ortaya çıkan tablo dikkat çekicidir:
    Çorum Merkez: Hak ettiğinin %37’sini almıştır.
    Sungurlu: %67
    Osmancık: %86
    Buna karşılık bazı ilçelerin ise hak ettiğinin çok üzerinde ödenek aldığı açıkça görülmektedir. Bu durum, ilçeler ve köyler arasında eşitsizlik ve adaletsizlik duygusunu derinleştirmektedir.
    Ayrıca bu dengesiz dağılımın yalnızca sahada değil, siyasi çevrelerde de rahatsızlık oluşturduğu, hatta iktidar partisi içerisinde dahi olumsuzlukların baş göstermesine neden olduğu ifade edilmektedir.

    “KEYFİ DAĞITIM YAPILIYOR”
    Özellikle altı çizilmesi gereken önemli bir husus şudur:
    Bakanlık tarafından gönderilen kaynaklar nüfus oranına göre aktarılmasına rağmen, İl Genel Meclisi’nde yapılan dağılımın bu kriterden uzak, keyfi ve dengesiz olduğu görülmektedir.
    “Nüfusa göre hakkını alamayan ilçeler varken, bazı yerlere ihtiyaçtan fazla kaynak aktarılması kabul edilemez. Bu durum kamu vicdanını zedelemektedir.”

    “ÖDENEK NEYE GÖRE DAĞITILDI?”
    Kasım ayında yapılan İl Genel Meclisi tarafından 22.11.2025 tarih ve 189 sayılı kararında İl Özel İdaresinin 2026 Mali Yılı Bütçesi ile ilgili olarak Plan ve Bütçe Komisyonunca hazırlanan raporun kabul edilmiştir.
    Kabul edilen kararda 110.737.500,00 TL ödeneğin Köylere Hizmet Götürme Birliklerine gönderilmek üzere aşağıda belirtildiği şekilde;
    Merkez İlçe Köylere Hizmet Götürme Birliğine: 9.750.000,00 TL,
    Alaca İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğine: 9.500.000,00 TL,
    Bayat İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğine: 7.900.000,00 TL,
    Boğazkale İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğine: 3.850.000,00 TL,
    Dodurga İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğine: 6.000.000,00 TL,
    İskilip İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğine: 10.625.000,00 TL,
    Kargı İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğine: 9.812.500,00 TL,
    Laçin İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğine: 8.000.000,00 TL,
    Mecitözü İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğine: 8.800.000,00 TL,
    Oğuzlar İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğine: 6.550.000,00 TL,
    Ortaköy İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğine: 5.000.000,00 TL,
    Osmancık İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğine: 10.000.000,00 TL,
    Sungurlu İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğine: 9.350.000,00 TL
    Uğurludağ İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğine: 5.600.000,00 TL olarak ayrılmasına karar verilmiştir.
    İl Genel Meclisi tarafından verilen kararda 2026 yılı bütçesi oluşturulurken herhangi kriter göz önünde bulundurulmadan gelişi güzel bütçe hazırlanmıştır.

    “BEN YAPTIM OLDU MANTAĞI MI VAR?”
    Merkez ilçenin 198 köyünde toplam 29128 nüfus yaşamakta iken Merkez Köyleri Hizmet Götürme Birliğine 26.333.697 TL verilmesi gerekirken 9.750.000 TL verilerek nüfus olarak hak ettiğinin sadece %37 oranında kaynak ayrılmıştır.
    Sungurlu İlçesinde 108 köyünde toplam 15.471 toplam nüfus yaşamakta iken nüfusuna göre Sungurlu İlçesi Köyleri Hizmet Götürme Birliğine 13.986.838 TL ödenek ayrılması gerekirken 9.350.000-TL ödenek ayrılmış, ayrılması gereken ödeneğin % 67 si ödenek olarak verilmiştir.
    Osmancık İlçesinde 55 köyünde toplam 12.818 kişi nüfusu bulunmakta, nüfusuna göre Osmancık Köylere Hizmet Götürme Birliğine 11.588.346-TL ödenek ayrılması gerekirken 10.000.000-TL ödenek ayrılmış, nüfusa göre hak ettiği ödeneğin %86’sı ödenek olarak ayrılmıştır.
    Merkez, Sungurlu ve Osmancık İlçelerimiz köyleri mağdur edilmiştir. Köylere Hizmet Götürme Birliklerimizden nüfusa göre 2026 yılı bütçeleri Alaca İlçesi %101, Bayat İlçesi %103, Boğazkale İlçesi %273, Dodurga İlçesi %273, Dodurga İlçesi %236, İskilip İlçesi %101, Kargı İlçesi %108, Laçin İlçesi %301, Mecitözü İlçesi %102, Oğuzlar İlçesi %344, Ortaköy İlçesi %245, Uğurludağ İlçesi % 189 olarak verilmiştir.
    Belediyelere ayrılan kaynaklarda nüfus sayıları dikkate alınmaktadır. Ne hikmetse ilimizde Köylere Hizmet Götürme Birliklerine bütçe ayrılırken herhangi bir kriter göz önünde bulundurulmadan ben yaptım oldu mantığı ile hareket edilmektedir. İlimiz en çok merkeze bağlı 198 köy 2026 yılında mağdur edileceği görülmektedir. Merkeze bağlı köylerimizin en başta sorunu içme suyu, yol ve kilit taşı gelmektedir. Ayrılan bütçe ödeneklerinin herhangi bir kriter gözetilmeden dengesiz bir şekilde dağıtılması sorunların çözümünde gecikmelere neden olmaktadır. Sorunlarla boğuşan köylerimize dönüşler olmamakta köylerimizin nüfusu sürekli azalmaktadır.

    KÖYLER ARASINDA HİZMET VE KAYNAK
    DAĞILIMINDA CİDDİ FARKLILIKLAR VAR
    Çorum Sivil Toplum Gönüllüleri Derneği olarak;
    2025 yılında yürüttüğümüz “El Ele Gönüllüler Güçlü Köyler” projesi kapsamında gerçekleştirdiğimiz köy çalışmalarında, sahadaki ihtiyaçlar detaylı şekilde analiz edilmiş ve bu dengesizliğe ilişkin raporlar ortaya konulmuştur.
    Bu raporlar, köyler arasında hizmet ve kaynak dağılımında ciddi farklılıklar olduğunu açıkça göstermektedir.
    Bu nedenle yapılacak seçim, sadece bir görev değişimi değil; aynı zamanda adaletli yönetim anlayışının yeniden tesis edilmesi açısından büyük bir fırsattır.

    YENİ SEÇİLECEK BAŞKAN ADALETLİ DAVRANSIN
    Yeni seçilecek İl Genel Meclisi Başkanından beklentilerimiz:
    -Bütçe dağılımında adaletin sağlanması
    -Nüfus ve ihtiyaç odaklı planlama yapılması
    -Keyfi uygulamaların son bulması
    -Köyler arasında ayrımcılığın kaldırılması
    -Şeffaf ve hesap verebilir yönetim anlayışı
    Kamuoyuna çağrımızdır:
    Devletin gönderdiği kaynak adaletle dağıtılmalı, hiçbir ilçenin ve köyün hakkı gasp edilmemelidir.
    İl Genel Meclisinin köylerimize ayrılan ödeneklerdeki dengesizliğin bir an önce giderilmesini talep ediyoruz.”

  • Osmancık’ta Zafer Coşkusu!

    Osmancık’ta Zafer Coşkusu!

    Çorum’un Osmancık ilçesinde, A Milli Futbol Takımı’nın karşılaşması belediye tarafından Kapalı Pazar Alanı’na kurulan dev ekranda vatandaşlarla birlikte izlendi. Alanı dolduran yüzlerce kişi, milli maç heyecanını hep birlikte yaşadı.

    Osmancık Belediyesi tarafından organize edilen etkinlikte, vatandaşlar ellerinde Türk bayraklarıyla takımlarına destek verirken, maç boyunca büyük coşku yaşandı. Karşılaşmanın kazanılmasıyla birlikte alandaki sevinç doruğa ulaştı.

    Osmancık Belediye Başkanı Ahmet Gelgör, etkinliğe ilişkin yaptığı açıklamada, milli birlik ve beraberlik vurgusu yaptı. Gelgör, “Heyecanla hep birlikte izlediğimiz maçta Milli Takımımız büyük bir zafer kazandı. Alanı doldurup tek yürek olan tüm hemşehrilerimize teşekkür ediyoruz. Bu gece Osmancık’ın coşkusu da, milli ruhu da yine zirvedeydi. Tebrikler Türkiye, teşekkürler Osmancık. Birlik olduk, inandık ve bu zaferi hep birlikte yaşadık. ” ifadelerini kullandı.

    Maçın ardından vatandaşlar uzun süre tezahürat yaparak zaferi kutladı.

  • Oğuzlar’da Kış Sonrası Kırsal Yollarda Çalışma Başlatıldı

    Oğuzlar’da Kış Sonrası Kırsal Yollarda Çalışma Başlatıldı

    Oğuzlar Belediye Başkanı Mustafa Cebeci’nin talimatı doğrultusunda kırsal alanlarda kış mevsiminin ardından bozulan yollarda kumlama çalışması yapıldı.

    Oğuzlar ilçesinde Belediye ekipleri tarafından; Yağmurdere Mevkii, Ulukür Mevkii ve Taş Ocağı Mevkii’nde arazi yollarında kumlama çalışmaları gerçekleştirildi.

    Kullanım nedeniyle bozulan ve ulaşımda zorluk yaşanan yollar, belediye ekiplerinin titiz çalışmalarıyla yeniden düzenlendi.

    Program dahilinde, bozulmuş tüm arazi yollarında kumlama çalışmalarının aralıksız devam edeceğini belirten Başkan Cebeci, “Vatandaşlarımızın daha güvenli ve konforlu ulaşım sağlaması için çalışmalarımız kararlılıkla sürmektedir” dedi.

  • Öğrenciler Ve Sağlık Çalışanları Ağaç Dikti

    Öğrenciler Ve Sağlık Çalışanları Ağaç Dikti

    İl Sağlık müdürlüğü personeli ile Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin katılımıyla doğa ve sağlığa dikkat çekmek amacıyla ağaç dikme etkinliği gerçekleştirildi.

    Program kapsamında gerçekleştirilen ağaç dikimi ile hem doğaya katkı sağlandı hem de toplumda çevre bilincinin artırılması hedeflendi. Etkinlikte özellikle astım başta olmak üzere solunum yolu hastalıklarının önlenmesinde temiz havanın önemine dikkat çekildi. 🌱

    Yetkililer, hava kirliliği, çevresel alerjenler ve olumsuz çevre koşullarının kronik solunum yolu hastalıklarıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirterek temiz çevrenin yalnızca ekolojik değil aynı zamanda önemli bir sağlık gerekliliği olduğunu vurguladı. Ayrıca pulmoner rehabilitasyonun kronik solunum hastalıklarında yaşam kalitesini artırmadaki rolüne dikkat çekildi.

    Etkinlikte, hava kirliliğinin azaltılması, yeşil alanların artırılması, tütün ve diğer zararlı alışkanlıklardan uzak durulması, düzenli fiziksel aktivitenin teşvik edilmesi ve periyodik sağlık kontrollerinin önemi de vurgulandı.

    Müdürlük tarafından gerçekleştirilen etkinlik ile çevre duyarlılığının artırılmasına katkı sağlanırken, toplum sağlığının korunmasına yönelik güçlü bir farkındalık mesajı verildi.

  • Vali Çalgan’dan Onkoloji Servisine Moral Ziyareti

    Vali Çalgan’dan Onkoloji Servisine Moral Ziyareti

    Çorum Valisi Ali Çalgan ve eşi Halide Çalgan, Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Onkoloji Servisi’nde tedavi gören hastaları ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerini iletti.

    Ziyaret sırasında hastalarla yakından ilgilenen Vali Çalgan, moral ve motivasyonun tedavi sürecinde büyük önem taşıdığını vurgulayarak hastalara acil şifalar diledi. Hastane yetkililerinden servis hakkında da bilgi alan Çalgan, sağlık çalışanlarına çalışmalarında kolaylıklar diledi.

  • “Bu Milletin En Büyük Uyanışı Sizin Hazımsızlığınızdır!”

    “Bu Milletin En Büyük Uyanışı Sizin Hazımsızlığınızdır!”

    Türkiye Kamu-Sen Çorum İl Temsilcisi Emir Dağaşan, sözde yetkili sendika başkanının Cumhuriyet dönemini hedef alan “Anadolu 100 yıllık narkozdan çıkıyor” ifadelerine yaptığı açıklamayla yanıt verdi.

    Dağaşan, bu sözlerin arkasında bir “Atatürk ve Cumhuriyet hazımsızlığı” yattığını vurgulayarak, “Sizin narkoz dediğiniz şey, bu milletin en büyük uyanışıdır” dedi.

    Dağaşan, o yetkili sendika başkanının ifadelerini sert bir dille eleştirip, 100 yıl önce verilen bağımsızlık mücadelesini hatırlatarak, açıklamasın da şu ifadelere yer verdi.

    Sözde yetkili sendikanın başkanı çıkmış,

    “Yiğit düştüğü yerden kalkar… Anadolu 100 yıllık narkozdan çıkıyor…” diye konuşuyor.

    Biz de soruyoruz:

    Kimi kastediyorsun? Hangi narkozdan bahsediyorsun?

    Bu millet, 100 yıl önce esaret zincirlerini kırarak ayağa kalktı!

    Yedi düvele karşı imanla, cesaretle, kanla ve canla mücadele ederek bağımsızlığını kazandı!

    Cumhuriyet’i kurarak yeniden dirildi!

    Sizin “narkoz” dediğiniz şey; bu milletin en büyük uyanışıdır!

    Aslında mesele belli…

    Süslü cümlelerin arkasına gizlenen bir Cumhuriyet hazımsızlığı, bir Atatürk rahatsızlığı…

    Bunu ilk defa mı görüyoruz? Hayır!

    23 Nisan’da Meclis’i anarsınız ama o Meclis’in ilk Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anmazsınız.

    30 Ağustos’ta zaferi konuşursunuz ama Başkomutan’ın adını ağzınıza almazsınız.

    29 Ekim’de Cumhuriyet’i kutlarsınız ama kurucusunu hatırlamazsınız.

    10 Kasım’da ise suskunluğunuz her şeyin özeti olur.

    Ve sonra çıkıp bu millete tarih anlatmaya kalkarsınız!

    İşin en trajik tarafı, siz bir de Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarının kurduğu devletin memurlarının hakkını savunduğunuzu iddia edersiniz. Devletini, tarihini ve geçmişini kabullenmeyenlerden bu devletin çalışanına bir hayır gelmeyecegi de açıktır.

    Ey aklıevveller!

    Türkiye Cumhuriyeti, bir kopuş değil; bu milletin bin yıllık devlet aklının devamıdır.

    Cumhuriyet’i kuran irade, bu milletin bağrından çıkan kurmay akıldır.

    Biz devletimizi yıkmadık; daha güçlü, daha çağdaş bir yapıyla yeniden inşa ettik.

    Sizin rahatsızlığınız işte tam da buradadır.

    Cumhuriyet’tedir, Atatürk’tedir, milli egemenliktedir, Anadolu’daki Türk varlığının sarsılmazlığındadır!

    Ama bilin ki;

    Bu milletin iradesini örseleyemeyeceksiniz!

    Tarihimizle bağımızı koparamayacaksınız!

    Cumhuriyet’i bu topraklardan silemeyeceksiniz!

    Atatürk’ü bu milletin gönlünden çıkaramayacaksınız!

    Çünkü biz;

    1923’te ayağa kalkmış,

    O günden bugüne yürüyüşünü sürdüren,

    Her türlü ihanete rağmen dimdik duran büyük bir milletiz!

    Ve bu millet;

    dün olduğu gibi bugün de yarın da

    kendi tarihine, kendi devletine, kendi değerlerine sahip çıkmaya devam edecek,

    21. yüzyıla Türk mührünü vuracaktır. “

  • Kılıç: “Özelleştirmeye Ve Arsa Satışına Karşıyız”

    Kılıç: “Özelleştirmeye Ve Arsa Satışına Karşıyız”

    Çorum Sivil Toplum Gönüllüleri Derneği (ÇOSTOG) Başkanı İlhan Kılıç, Bahabey Caddesi üzerinde bulunan hastane arazisinin satılma girişimlerine karşı çıkarak, Çorum’un kalbi konumundaki bu alanın özelleştirilmesinin büyük sakıncalar doğuracağını bildirdi.
    Bir dönem Göğüs Hastalıkları Hastanesi, bir dönem de Diş Hastanesi olarak hizmet veren, Yavruturna Mahallesi’nde 9 bin 432 metrekarelik arazinin özelleştirme kapsamına alınmasına tepki gösteren İlhan Kılıç, bu alana yeni bir hastane binası yapılmasını talep etti.
    Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere ilgili tüm devlet büyüklerine seslendiklerini bildiren Kılıç, “Çorum halkına emanet edilmiş bu kıymetli alanla ilgili alınan satış kararının yeniden değerlendirilmesini, bu yerin kamu yararına hizmet edecek şekilde korunmasını ve şehrimize kazandırılmasını önemle arz ve talep ediyoruz” ifadesini kullandı.
    Çorum’un merkezinde yer alan bir yeşil alanın beton yığınına dönüştürülmesine gönüllerinin razı olmayacağını, yıllar önce bu arazinin sağlık alanı olarak değerlendirilmek şartıyla bağışlandığını ifade eden ÇOSTOG Başkanı İlhan Kılıç, özelleştirme veya satış kararından vazgeçilmesini istedi.

  • Soykırımı Mümkün Kılan, Modern Akıldır!

    Soykırımı Mümkün Kılan, Modern Akıldır!

    Özgür-Der Çorum temsilciliğinin seminerler dizisinde bu hafta “Siyonizmin Dünü, Bugünü ve Yarını” konusu, Necat Yazıcı ve Bülent Gökgöz tarafından ele alındı.

    Dernek seminer salonunda gerçekleşen programda ilk sunumu gerçekleştiren Bülent Gökgöz, Siyonizmin en temelde modernitenin sömürge ve işgal karakterinden beslendiğini dile getirdi. Siyonizmin yalnızca İsrail ve toplumuyla ilgili bir olgu olmadığını, modern dünyanın ürettiği bir ideoloji, barbar haçlı ordularının ve zihniyetinin modern dönemdeki karşılığı olarak var edildiğini söyleyerek Batı dünyasının sömürgeci, kapitalizm temelinde kurduğu askeri, siyasi, ekonomik aygıtlarının seküler ulus devlet halinin İsrail çetesi olduğunu vurguladı.

    Gökgöz sunumunun devamında şunları kaydetti: “Sadece Aksa Tufanından sonra Gazze’de tanık olageldiğimiz soykırım değil, son yüzyıl içerisinde yaşanmış tüm soykırımlar, dünyaya uygarlık olarak sunulan modern düşünce ve onun ürettiği seküler ulus devletleri veya kurumları eliyle işlendi. Modern devletin ürettiği hiyerarşi ve bürokratik devasa mekanizma, çoğu insanın doğrudan fail olmadığı ama sorumlu olduğu katliamları organize etti, etmeye de devam etmekte. Eylemin uzak olması, ortaya çıkan sonuçların insanlarda sorumluluk duygusunu yahut ahlaki, vicdani sorumluluk hissetmesini perdeleyen ahlak yoksunluğunu ortaya çıkarmakta. Modern aklı ulusal çıkarlar, uluslararası ilişkilerde ahlaka ve duygulara yer yoktur aforizması ile beslerseniz, toplumların davranışlarında ahlaki sorumluk hissetmelerini engellemiş olursunuz. Modern devlet tam olarak bunu başardı. Kitlelerin büyük bir kısmı bu şekilde ikna edilirken az bir kısmı ise vicdanlarında çakan kıvılcımlarla itirazlar geliştirebildiler.

    Ne sosyoloji ne de modern tarih yahut uluslararası ilişkiler gibi disiplinler holokostun nedenlerine ilişkin modern batı düşüncesine veya onun kurumları olan seküler ulus devlet yapılanmalarına köklü itirazlar geliştirdiler. Yahudilere karşı işlenen soykırımı modernitenin bir ürünü olarak değil, bir hatası olarak işlediler. Holokost yalnızca Yahudilere karşı işlenmiş bir suç olarak özelleştirilip siyonizmin propaganda aracına dönüştürüldü. Böylelikle holokost yahut tekrar eden soykırımların modernlikle ilişkisi kesilmiş oldu. Gazze’de yaşanan soykırım, üstü örtülen modernitenin kültüründe var olan katliam potansiyelini tekrar gün yüzüne çıkarmış oldu. Jurgen Habermas ve benzer düşünürlerin Gazze’deki soykırım karşısında nasıl ikiyüzlü tutum sergilediklerine şahit olduk. Buna elbette Türkiye’deki bilumum zerzevat tarihçi, siyasetçi tipolojilerden de örnekler verilebilir.

    Dolayısıyla soykırım potansiyeli modern toplumların içinde daima olacaktır. Uygun zamanı bulduğunda, ihtiyaç hissettiğinde yahut kendisini tehdit altında hissettiğinde kendini gösterir. Soykırımı mümkün kılan modern akıldır. Bir başka örnek olarak Kemalizmin paradigma olarak siyonizmden ne farkı var? Kemalizm, nasıl Anadolu toplumu üzerinde uygulamaya konulan bir toplum mühendisliği idiyse Siyonizm de Yahudi toplumu için üretilmiş, tahrif edilmiş din anlayışını da kullanarak ırkçı temelde seküler ulus devlet eliyle uygulanan bir toplum mühendisliği olarak bugünlere geldi. Siyonizm eliyle köleci Yahudi toplumu, seçilmiş/vaad edilmiş toplum anlayışına ikna edildi.

    Aynı şekilde Batı’da ve Almanya’da toplama kamplarında soykırımı ortaya çıkaran toplumsal zemin ve sosyoloji de bugün varlığını halen devam ettiriyor. Suriye’de mücrim Esed rejimi kendi halkına soykırım uyguladı 15 yıl boyunca. Hangi uluslararası kurum yaptırım uyguladı? Egemen devletin kendi halkına uyguladığı soykırımı görmezden gelindi. Nazi Almanyası 2.dünya savaşını kaybetmeseydi toplama kamplarında yaşanan soykırım nasıl bir tarih kurgusuyla anlatılırdı şimdi?”

    Necat Yazıcı ise sunumuna Müslümanların ve kurumlarının Siyonizme karşı mücadelede sorumluluklarına vurgularla başladı. Siyonizmin hayatın birçok alanında hegemonyasını tahkim ettiğini dile getiren Yazıcı, Müslümanlar ve hatta tüm insanlık için tehdit oluşturan siyonizme karşı örgütlü karşı hegemonyanın üretilmesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Edebiyattan sinemaya birçok eserin holokost maskesiyle Siyonizmin suçlarını maskelemek amacıyla kullanıldığının altını çizen Yazıcı devamında şunları belirtti:

    “Ülkemizde uyuyan hücrelerin manipülasyonundan İran’ın Suriye’deki cinayetleri nedeniyle söz söylemekte zorlanmamız ve daha birçok sebep bir araya geldiğinde, evet, bir şeyler söylemek biraz da riskli. Üstelik ne hikmetse yeniden keşfedilen şii-sünni ayrılığı, meseleyi sağlıklı bir zeminde ele almayı zorlaştırıyor; bir de buna şehid Şeriati gibilerini dâhil etmeye çalışan yeni yetmelerin herzeleri de eklenince doğrusu işimiz kolay değil.

    7 Ekim Aksa Tufanı herkesin maskesini düşürdü ve bu sayede Holokost efsanesi üzerinden tüm insanlığa ayar veren zihniyet açığa düştü. Bugüne kadar görülmemiş şekilde dünyanın her yerinden insanlarda artık siyonizme karşı geri dönülmez bir nefret oluştu. Holokost çöktü, Siyonistler ahlaki üstünlüklerini kaybettiler. Kalıcı üstünlüğün ahlaki zeminde olacağını umut ediyoruz. Bunun için çaba göstermemiz lazım. Sadece seyirci olarak kalmamalıyız.

    Gazze örneğinden hareketle küresel vicdanın uyanması belki de en büyük kazanımımız; ama bu kazanımın devam etmesi küresel işbirlikleri kurulmasına bağlı. Her yerde ve her durumda kolektif aklın işlerliğini sağlayabilmeliyiz. Küresel hegemonyanın karşısına kendi aydınlarımız ve âlimlerimizin üretecekleri bir hegemonya ile çıkmak zorundayız. Kendi karşı hegemonyamızı inşa etmenin yollarını aramalı ve enerjimizi buna yoğunlaştırmalıyız. Aksi takdirde tarihin akışında seyirci olmaktan öte bir anlam kazanamayacağız. Bu bağlamda devletlere, sivil topluma ve bireylere ayrı ayrı görevler düşüyor.

    Siyonizmin dünü ile ancak kendi ürettiğimiz bilgi vasıtasıyla yüzleşebilir ve onun meşruiyetini sorgulatabiliriz, aksi takdirde akademik camiadaki kuşatılmışlıkla Siyonist iddialara gereğince cevap vermemiz oldukça güç olacaktır. Siyonizmin bugününe dair de sağlam bir bilinç kuşanmak ve ilkeli bir duruş sergilememiz gerekiyor. Bunun en güzel örneği olarak boykot önümüzdedir.

    Siyonizmin geleceği açısından ise şunu dikkate almak lazım. Evet, Siyonizm ahlaki olarak kaybetti ve bu açıdan bir geleceği yok; hatta film endüstrisi ile dahi artık bir şey yapma şansı yok. Ancak Siyonizm küresel dengeler noktasında fiziki varlığını sürdürüyor; bu varlığa da son vermek ancak kendi hegemonyamızı inşa çabalarımızla söz konusu olacaktır.

    Bu yönüyle bizi ilgilendirdiği kadarıyla sivil toplumun kendi planlamalarına kültürel iktidarımızı mümkün ve kalıcı kılacak çalışmaları eklemeleri, mevcut yardım ağırlıklı sivil toplum anlayışından fikir ve düşünce üreten bir sivil toplum yapılanmasına geçiş yapmaları gerekiyor. Keza toplumsal baskı unsuru olmaları açısından sivil toplumun siyasetle artık daha sert bir talepkarlık ilişkisine geçmeleri, siyasete eklemlenmekten vazgeçmeleri de bir zorunluluk.”

    Program, soru cevap katkılarının ardından sona erdi.

  • Yıldırım, 4-6 Yaş Kur’an Kursu İnşaatını İnceledi

    Yıldırım, 4-6 Yaş Kur’an Kursu İnşaatını İnceledi

    Çorum Müftüsü Şahin Yıldırım, Gülabibey Mahallesi’nde Ertuğrul Gazi Camii yanında yapımı devam eden 4-6 yaş Kur’an Kursu inşaatında incelemelerde bulundu.

    İnşaatın son durumu hakkında yetkililerden bilgi alan İl Müftüsü Yıldırım, kursun bir an önce tamamlanarak hizmete açılmasını beklediklerini ifade etti. Yıldırım, 4-6 yaş Kur’an kursunun tamamlandığında bölgede din eğitimi hizmetlerine önemli katkı sağlayacağını belirtti.

    Gerçekleştirilen inceleme ziyaretine İl Müftü Yardımcısı Dr. Fazıl Saraç ile din görevlileri Rıfat Sert ve Cezmi Durmuş de katıldı.