Kategori: TEKNOLOJİ

  • Dijital değnekçi teknolojisi otopark sorununu çözecek

    Dijital değnekçi teknolojisi otopark sorununu çözecek

    Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğrencilerinin oluşturduğu “Dijital Değnekçiler” ekibi, kişisel otoparkların, kullanılmadığı zamanlarda diğer araç sürücülerinin kullanımına açılmasını sağlayan yeni bir teknoloji geliştirdi.

    Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Doktor Öğretim Üyesi Muhammet Abdullah Bülbül danışmanlığında, üniversitenin mühendislik fakültesi öğrencileri Muratcan Yıldız, Abdülkadir Yaldız, Beyza Öztürk, Büşra Çaldiran, Hümeyranur Telci, Yunus Emre Mavi ve Abdurrahman Kocaağa’nın oluşturduğu “Dijital Değnekçiler” ekibinin geliştirdiği “Self Garage” isimli sistem, TEKNOFEST’te akıllı ulaşım teknolojileri alanında da ödül aldı.

    Teknolojiyle, park yeri sahibi kendi alanını kullanıma açacak, diğer araç sürücüleri de mobil uygulama üzerinden rezervasyon yaptırabilecek. Sürücülere zaman ve yakıt tasarrufu kazandırmayı amaçlayan uygulamayla kişisel park yeri sahipleri ile apartmanlara ek gelir de sağlanabilecek.

    Abdullah Bülbül, projeye ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, yoğun trafiğin, birçok şehrin problemlerden biri haline geldiğini ifade etti.

    Marmara Üniversitesinde yayınlanan bir makaleye göre, şehirlerdeki trafiğin yüzde 20’sini park yeri arayan araçların oluşturduğunu aktaran Bülbül, “Trafiğin yoğun olduğu bölgelerde, park yeri arayan bir sürücü ortalama 12 dakika zaman harcamakta ve bu süreç içerisinde ortalama 3-5 litre yakıt tüketmektedir. Bunlarla birlikte park yeri ararken çok yüksek stres yaşanıyor, düzensiz park yerleri oluşmakta ve çok fazla trafik cezalarına neden oluyor.” şeklinde konuştu.

    Bülbül, bu sıkıntıların, kamusal alanların yasa dışı değnekçilerin eline geçmesine neden olabildiğini vurguladı.

    Trafik ve park problemlerinin çözümü için yeni yolların, yeni ticari otoparkların yapılması gibi olağan çözümler bulunduğuna işaret eden Bülbül, “Fakat trafikte sürekli artan araç sayısı ile, bu çözümler hem çok maliyetli hem de kesin olarak bir çözüm getirmede yetersiz kalabiliyor. Bu problemleri gidermek için kesin çözüm, ulaşım ve park sistemlerinde dijital dönüşümü sağlamak ve akıllı şehirler inşa etmekten geçiyor.” diye konuştu.

    Bülbül, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da akıllı ulaşım sistemlerinin (AUS) hayata geçirilmesinin önemine ilişkin sözlerini hatırlatarak, bu sistemlerin ulaşımın izlenmesi, analizi ve yönetimi için bilgi ve iletişim teknolojilerinden faydalandığını anlattı.

    Dijital değnekçiler ekibinin kurulması

    Danışmanlığını yaptığı proje kapsamında, şehirlerdeki park alanların eksikliklerinden ziyade verimsiz kullanılmasına çözüm geliştirmek için çalışmalar yaptıklarına değinen Bülbül, şu bilgileri verdi:

    “Öğrencilerimiz, Dijital Değnekçiler ekibi olarak, ‘Self Garage Projesi’ ile trafik ve park problemlerine, var olanlardan çok daha farklı bir çözüm getirerek, kişisel otoparkların, sahibi tarafından kullanılmadığı zamanlarda, diğer araç sürücülerinin kullanımına açılmasını sağlayan bir sistem tasarladı. Sistem, kişisel ve apartman otopark sahiplerine ek gelir, araç sürücülerine de zaman ve yakıt tasarrufu kazandıracak. Proje ile şehirlerdeki trafiğin yüzde 20’sini oluşturan park probleminin çözülerek trafiğin rahatlatılması amaçlanıyor.”

    Otopark ücreti otomatik kesilecek

    Projeyi geliştiren öğrencilerden Muratcan Yıldız ise sistemin mekanik, elektronik ve yazılımdan oluştuğunu anlattı.

    Tamamen otonom olarak tasarlanan sistemde, otopark sahibinin kendi alanlarını panel üzerinden istediği zaman kullanıma açabileceğini, araç sürücülerinin ise mobil uygulamada, en yakın otopark alanlarını görerek rezervasyon yaptırabileceğine işaret eden Yıldız, şöyle konuştu:

    “Uydu üzerinden araç sürücüsünün lokasyonu belirlenerek, sürücü elektronik olarak tasarlanan akıllı dubaya 10 metre yaklaştığında duba otomatik olarak açılacak, çıkış yaptığında ise üzerindeki sensörler tarafından algılanıp otomatik kapanacak. Böylece ücret de otomatik olarak kesilecek. Birçok problemle karşılaşan araç sürücüsü sadece tek bir tuşla hızlı ve kolay bir şekilde park yeri bulabilecek.”

    Projenin kazandırdıkları

    Yıldız, proje ile birlikte trafiğin yüzde 20’sini oluşturan park yeri arayan araçlarda ciddi bir düşüş yaşanarak trafiğin belirli bölgelerde rahatlatılmasının hedeflendiğine dikkati çekti.

    Park yeri arayan araç sürücülerinin ise zamandan ve yakıttan tasarruf edebileceklerini ifade eden Yıldız, kişisel ve apartman otopark sahiplerinin ise kendi alanlarını kullanmadıkları zaman bu sistemle ek gelir elde edebileceği bilgisini verdi.

    Proje Türksat himayesinde devam edecek

    Muratcan Yıldız, projelerinin ilk olarak 2019 Aralık ayında Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi himayesinde Türksat tarafından düzenlenen Dijital Türkiye Fikir Maratonu’nda 169 takım ve 584 üniversite öğrencisi arasından birinci seçilerek 15 bin lira ödül almaya hak kazandığını vurguladı.

    Projenin TEKNOFEST 2020 yarışmasında da 3 ayrı elemeden geçerek ortalama 100 takım arasından Akıllı Ulaşım Üniversite ve Üzeri Seviyesi kategorisinde birinciliğe layık görüldüğünü ve ödüllerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan aldıklarını hatırlatan Yıldız, “Bundan sonra proje Türksat himayelerinde devam edecek ve hedef bu konuda çözüm getiren startup şirketi kurmak olacak.” dedi.

  • ‘Milli uzay programımızın yazılım çalışmaları devam ediyor’

    ‘Milli uzay programımızın yazılım çalışmaları devam ediyor’

    Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, “Türkiye uzay alanında vites yükseltmiş durumda. Türkiye Uzay Ajansını kurduk. Ajansımızla Türkiye’de uzay ve havacılık alanındaki tüm faaliyetleri koordine ediyoruz. Şu anda milli uzay programımızın yazılım çalışmaları devam ediyor, yakında kamuoyu ile paylaşacağız.” ifadelerini kullandı.

    TÜRKSAT 5A İÇİN GERİ SAYIM SÜRÜYOR

    Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, Sirkeci Garı’nda düzenlenen ’Türk Demiryolu Zirvesi’ne katıldı. Zirvenin ilk oturumunda konuşan Karaismailoğlu, “Uzaydaki 3 haberleşme uydumuza ek olarak Türksat5A’yı Kasım ayının sonunda uzaya göndereceğiz. Türksat 5B, 2021’in ikinci çeyreğinde; ilk milli ve yerli haberleşme uydumuz olan Türksat 6A’da 2022’de fırlatılacak. Bu şekilde uzaydaki yörünge haklarımızla yayıncılık ve internet erişiminde de söz sahibi olmaya devam edeceğiz” dedi.

    Türkiye’nin aktif uydu filosunda halen 3 haberleşme, 3 gözlem uydusu bulunuyor.

    Türkiye’nin ilk uydusu 10 Ağustos 1994’te fırlatıldı ve 12 yıl hizmet verdi. Türksat 1C uydusundan 14, 2A uydusundan da 15 yıl yararlanıldı.

    Aktif uydulardan Türksat 3A, 4A ve 4B, haberleşme ihtiyacını karşılıyor. Göktürk-1, Göktürk-2 ve Rasat uyduları ise gözlem yapıyor.

  • Yapay zeka teknolojisi şimdi de uzaya sıçradı

    Yapay zeka teknolojisi şimdi de uzaya sıçradı

    PhiSat-1, yeni bir hiperspektral termal kamera ve Intel Movidius Myriad 2 VPU (Görüntü İşleme Birimi)-birçok akıllı kamera içinde ve hatta 99 dolar değerindeki selfie dronlarında bulunan yongayla aynı yonga- sayesinde yerleşik bir AI işlemci içeriyor.  PhiSat-1 aslında kutup buzullarını ve topraktaki nemi gözlemleme görevi verilmiş aynı zamanda birleştirilmiş uydulardan oluşan geleceğin ağını yaratmak için uydulararası iletişim sistemlerini test eden bir çift uydudan biri.

    Peki Myriad 2’nin çözmeye yardımcı olduğu ilk sorun nedir? PhiSat-1’in üzerinde yer alan yüksek duyarlıklı kameraların oluşturduğu yüksek miktarda verinin nasıl işleneceği. PhiSat-1’i mümkün kılan ortak çalışmalara liderlik eden Avrupa Uzay Ajansı’nda (ESA) Veri Sistemleri ve Yerleşik Bilgi İşlem Başkanı olarak görev yapan Gianluca Furano bununla ilgili olarak şöyle diyor: “Sensörlerin veri üretmek için sahip olması gereken özellikler ve yetkinlikler  her nesil için 100 kat artarken, veri indirme yetkinliklerimiz  ancak her nesilde üç, dört ya da beş kat artıyor.”

    Aynı zamanda, herhangi bir zaman diliminde gezegenimizin yüzeyinin yaklaşık üçte ikisi bulutlarla kaplı. Bu da genelde çekilen, kaydedilen, Dünya’ya çok değerli olan uydu-yer bant genişliği üzerinden gönderilen, tekrar kaydedilen, bir bilim insanı tarafından (ya da bir algoritma tarafından) bir bilgisayarda saatlerce hatta günlerce incelenen ve sonunda da silinen gereksiz onlarca bulut görüntüsü anlamına geliyor.

    Bu nedenle Dunne ve Ubotica ekipleri, hatalı sonuçları ya da aşınmaları incelemek için Myriad yongasını bir dizi testten geçirerek “radyasyon karakterizasyonu” gerçekleştirdi.

    Furano, ESA’nın daha önce radyasyon için bu denli karmaşık bir yonga üzerinde test gerçekleştirmediğini söyledi. “Düzgün bir şekilde test edip edemeyeceğimize dair şüphelerimiz vardı… Bu yonga üzerinde kapsamlı bir test ve karakterizasyon çalışmasının nasıl yapılacağına ilişkin sil baştan bir kılavuz yazmamız gerekti.” Dunne, 2018’ün sonlarında CERN’de gerçekleşen ve kesintisiz 36 saat süren ilk radyasyon demeti patlatma testinin “çok stresli geçtiğini” söyledi. Dunne, “Ancak bu test ve takip eden iki test şükür ki bizim arzuladığımız şekilde gerçekleşti.” dedi. Myriad 2, olduğu gibi, herhangi bir değişiklik yapılmasına gerek kalmadan kullanılabildi.

    Ve bununla da, bu düşük enerji tüketen, yüksek performanslı bilgisayar görüntü yongası Dünya’nın atmosferinin dışına çıkmaya hazır hale geldi. Ama şimdi aşılması gereken bir zorluk daha vardı. Normalde, AI algoritmaları “öğrenmek” için yüksek miktarda veriler kullanılarak oluşturulur ya da “eğitilir”. Böyle bir durumda neyin bulut olduğunu neyin bulut olmadığını öğrenmesi gerekiyordu. Ancak, kameranın çok yeni olması nedeniyle Furano’nun deyişiyle, hiçbir veriye sahip değillerdi.

    Avrupa’nın dört bir yanından yarım düzine farklı kuruluşun katılımıyla gerçekleştirilen tüm bu sistem ve yazılım entegrasyonları ve testlerin tamamlanması dört ay sürdü.  ESA’da PhiSat yetkilisi olarak görev yapan Max Pastena, “Bunu bu kadar kısa sürede ve verimli olacak şekilde esnek bir biçimde yapabilmiş olmaktan gurur duyduk.” dedi. Furano’ya göre de bir uzay mekiğinin geliştirilmesi açısından zamanlama tam anlamıyla “bir mucizeydi”.

    Maalesef, bir dizi konuyla bağlantısı olmayan olay- rokette gecikmeler, koronavirüs pandemisi ve olumsuz yaz rüzgarları – ekipleri PhiSat-1’in yörüngede planlandığı gibi çalışıp çalışmayacağını görmeleri için bir seneden daha uzun süre beklemek zorunda bıraktı.

    Bu olasılıkların birçoğu test edilecek. ESA ve Ubotica, ikinci bir Myriad 2’yi yörüngeye taşıyacak olan PhiSat-2 üzerinde birlikte çalışıyorlar.  PhiSat-2 “basit bir kullanıcı arayüzü kullanarak uçuş sırasında uzay mekiğinde geliştirebilecek, kolayca kurulumu yapılabilecek ve çalıştırılabilecek AI uygulamalarını çalıştırabilecek.

  • 8 arkadaş dijital masa oyunu prototipi yaptı

    8 arkadaş dijital masa oyunu prototipi yaptı

    “Rol yapma kültürü” (FRP) olarak bilinen 6 kişilik oyunu 7 arkadaşıyla tasarlayıp dijital platforma aktaran BTÜ Malzeme ve Metalurji Mühendisliği öğrencisi Uğur Uzaslan, “Chaotic Order” adını verdikleri oyun için patent başvurusunda bulundu.

    Özgün dünyasıyla klasik masa oyununu yeni nesil robotik sistemler ile entegre halde sunan gençler, oyunculara farklı bir deneyim yaşatmayı hedefliyor.

    Girişimcilik eğitimi alan ve ekibin liderliğini yapan Uzaslan, AA muhabirine, masa oyunları sistemine yenilik katmak istediklerini söyledi.

    Kendi evreni, oyun stratejisi ve teknolojilerini barındıran bir sistem geliştirdiklerini belirten Uzaslan, “Konsept tasarımlarımızı oluşturuyoruz. Diğer oyun topluluklarıyla da görüşmelere başladık, onlardan geri dönüşler topluyoruz.” dedi.

    Uzaslan, dünya genelinde yaygın bir şekilde ilgi gören masa oyunları sektörünün Türkiye’de pek yaygın olmadığını anlattı.

    Bazı ülkelerden örnekler veren Uzaslan, şöyle devam etti:

    “ABD’de bununla ilgili etkinlikler düzenleniyor. İnsanlar kendi masa oyunlarını toplanıp beraber oynuyorlar. Almanya’da geçen yıl yapılan etkinliğe 220 bin kişi katıldı, oraya da gitmeyi planlıyoruz. İngiltere ve Fransa gibi yerlerde de bu kültür yaygın. Masa oyunları turnuvaları da yapılıyor. En basiti, satrancın günümüzde tekrardan popülerleştiğini görüyoruz. Biz de masa oyunları kültürüne bu yüzden yöneldik. Geliştirdiğimiz proje daha çok üniversite öğrencileri ve yaşlı kesime hitap ediyor. Oyunun oynanması biraz zor olduğu için buna insanın kendisini vermesi gerekiyor.”

    Uzaslan, oyunun mobil uygulamasının yazılımını da yapmayı hedeflediklerini dile getirdi.

    “Masa oyunlarının dünyadaki piyasası trilyon dolarlarla ölçülüyor”

    Masa oyunlarının binlerce yıllık geçmişi olduğuna değinen Uzaslan, kendilerinin bunu teknolojiyle buluşturduklarını belirtti.

    Kendi oyunlarının basit anlamda iki zıt tarafın ortaya doğru hareket etmesiyle oynandığını bildiren Uzaslan, “Rakipler birbirlerini etkileyebiliyor. Oyun üzerindeki belli görevleri yerine getirdiğinizde rakibinizin önüne çok büyük bir engel çıkarmak gibi daha da güçlü kullanabileceğiniz kartlar meydana geliyor.” bilgisini paylaştı.

    Oyunu geliştirme çalışmalarının sürdüğünü kaydeden Uzaslan, Bursatto’da fikirlerini anlattıklarında olumlu geri dönüşler aldıklarını vurguladı.

    Uğur Uzaslan, üniversite topluluklarına yönelik sunumlar gerçekleştirmeyi ve seri üretime geçmeyi hedeflediklerini ifade ederek, şöyle konuştu:

    “Masa oyunları popülerleşmeye başladı. Hem rol yapma hem de masa oyunu kültürünü birleştiren oyunlar büyümeye devam ediyor. Masa oyunlarının dünyadaki piyasası trilyon dolarlarla ölçülüyor. Umut vadeden ve sinema sektörünü geçmiş bir sektör. İnsanları biraz daha oyunun içine çekebilmek ve interaktiflik için teknolojik kolluk da üreteceğiz. Bu kollukta olan kartlar sayesinde piyonlarınız otomatik hareket edecek.”

  • KOBİ’lerin sıkça karşılaştığı siber güvenlik sorunlarına 5 etkili çözüm

    KOBİ’lerin sıkça karşılaştığı siber güvenlik sorunlarına 5 etkili çözüm

    Siber güvenlik yatırımları konusunda istenilen düzeylerde olmayan KOBİ’ler, hackerlerin gözdesi durumunda. Hatta gerekli siber güvenlik yatırımlarının yapılmamış olması, karşılaştıkları sorunlarda ciddi zararlar görmelerine neden oluyor. Küçük bütçeler, yetersiz kalan güvenlik çözümleri ve personel kısıtlamalarıyla savunmasız bir yapıya sahip olan KOBİ’lerin peşini hackerlerin bırakmadığını aktaran Teknoloji Kanal Satış Direktörü Gürsel Tursun, siber altyapılarını güçlendirmek isteyen KOBİ’lere yönelik, en sık karşılaştıkları siber güvenlik sorunlarını ve bunlara karşı atmaları gereken önemli siber güvenlik adımlarını paylaşıyor.

    KOBİ’ler Hackerler İçin Bir Basamak

    Siber saldırı dünyasında KOBİ’lerin yeri hackerlerde farklı konumda bulunuyor. Büyük şirketlere ulaşmak için basamak olarak görülerek saldırıya uğrayan KOBİ’ler, buna rağmen gerekli önlemleri de alamıyor. Özellikle KOBİ’lerde yaşanılan siber güvenlik olaylarının ve sorunlarının birbirini hep tekrar ettiğine dikkat çeken Gürsel Tursun, en sık karşılaşılan 5 problemin altını çiziyor.

    1. Kötü amaçlı yazılım saldırılarına dikkat! Kötü amaçlı yazılım saldırılarının KOBİ’ler üzerinde yaygın olduğuna dikkat çeken Tursun, KOBİ’lerin kısıtlı güvenlik kaynaklarının, bu tarz saldırıların başarılı olma ihtimalini artırdığını ve siber saldırganların iştahını açtığını dile getiriyor.

    2. Zayıf sistemler devamlı saldırılara neden oluşturuyor. Özellikle siber güvenliklerinde zayıflıklar bulunan KOBİ’ler, büyük şirketlere ulaşmak adına basamak olarak kullanılıyor.

    3. Yama güncellemelerinin eksikliğini pahalı ödüyorlar. KOBİ’lerin kullandıkları uygulamaların güncellemelerini gerçekleştirmemesi, hackerlerin işlerini daha da kolaylaştırıyor.

    4. Kimlik avı saldırılarına maruz kalıyorlar. Saldırganlar için ucuz ve kolay bir yöntem olan kimlik avı saldırılarının, daha inandırıcı hale gelmesi için çalışanların detaylı kimlik bilgileri kullanılıyor.

    5. Yapılandırma zorluklarından dolayı darbe alıyorlar. Şifreleme ile ilgili yanlış yapılandırmalar ya iş yükü konfigürasyonunun tamamlanamaması, KOBİ’lerin varsayılan şifrelemeleri kullanmaya devam etmesine ve hackerlerin işini kolaylaştırmasına neden oluyor.

    KOBİ’lerin İzlemesi Gereken 5 Güvenlik Adımı

    Tursun, maddi kayıplara ve itibar kaybına uğramak istemeyen KOBİ’lerin dikkat etmesi gereken 5 siber güvenlik adımının olduğunu aktarıyor.

    1. Güvenlik duvarı kullanılmalı.

    2. Çalışanların siber güvenlik bilinci artırılmalı.

    3. Güvenli şifre uygulamaları zorunlu kılınmalı, çok faktörlü kimlik doğrulama kullanılmalı.

    4. Veriler düzenli olarak yedeklenmeli.

    5. Kötü niyetli yazılımlara karşı savunma programlarına sahip olunmalı.

  • Türkiye’de üretilen mobil oyunları 800 bin kişi oynuyor

    Türkiye’de üretilen mobil oyunları 800 bin kişi oynuyor

    Türkiye oyun pazarı, her yıl ortalama 1 milyar dolar gelir elde etme yolunda ilerliyor. Bu gelirin yarısından fazlası mobil oyunlar tarafından üretiliyor. Türk mobil oyun sektörü, 30 milyondan fazla yerli, yüz milyonlarca yabancı oyuncuya ulaşıyor. Google Play’de yayınlanan ve Türkiye’de geliştirilen mobil oyunlar ortalama olarak 759 bin 470 kişi tarafından indiriliyor.

    Google Play’de 2 bin 584 Türk oyun geliştirici var

    Sadece Google Play istatistiklerine bakıldığında 169 bin 137 oyun geliştiricisinin 2 bin 854’ünün Türk geliştiriciler olduğu görülüyor. Bu istatistiğe sadece Türkçe adreslerin hesaba katıldığı düşünüldüğünde bu sayının çok daha fazla olduğu düşünülüyor.

    Türk oyunları sadece sayıca değil, aynı zamanda kullanıcıların beğenisiyle de dikkat çekiyor. Küresel ortalamada mobil oyunlar 5 yıldız üzerinden 3,70 puan alırken, Türk geliştiricileri tarafından üretilen oyunların yıldız ortalaması 3,91.

  • 14 yaşındaki öğrenci koronavirüsle savaşabilecek molekül buldu

    14 yaşındaki öğrenci koronavirüsle savaşabilecek molekül buldu

    ABD’de Texas eyaletinin Frisco kentinden lise öğrencisi Anika Chebrolu, yeni koronavirüse yapışıp, insanları enfekte etme kabiliyetini engelleyebilecek bir molekül keşfetti.

    Ve bu bilimsel keşif, genç öğrenciye 2020 Genç Bilim İnsanı Yarışması’nda “ABD’nin başlıca genç bilim insanı” unvanını ve 25 bin dolar ödül para ödülünü kazandı.

    10-14 yaşındaki genç bilim insanları katıldıkları yarışmada, günlük sorunlara geliştirdikleri çözümleri kısa bir videoyla sunuyorlar. Peki, keşif tam olarak neydi ve bunu nasıl başardı?

    SARS-CoV-2, yani Covid-19’a yol açan virüsün etrafını saran bir hale, bir tür taç var ve koronavirüs adı (korona Latince taç demek) buradan geliyor.

    Bu tacın üzerinde diken şeklinde bir protein, S proteini var. Bu protein, enfekte etmek için hücrelerimizin alıcılarına yapışıyor.

    Bu nedenle, Covid-19’a karşı aşı geliştirmeye çalışan birçok laboratuar, virüsün hücrelerimize girebilmesini önlemek içi bu proteine saldırmayı tercih etti.

    Anika Chebrolu’nun araştırmasının temelinde de virüsteki bu önemli protein var.

    BBC’ye yolladığı bir e-postada buluşunu açıklayan Cheprolu “Virüsteki S proteinine yapışabilen ve potansiyel olarak şeklini ve fonksiyonunu değiştirebilecek bir molekül keşfettim” dedi.

    Chebrolu, bunun da virüsün kendisini insan hücrelerine yapıştırmasını önleyebileceğini ve böylece vücuttaki enfeksiyonu azaltabileceğini ya da tedavi edebileceğini de ekledi.

    Genç bilim insanı buluşunu bilgisayar ortamında (in silico), çeşitli yazılım araçlarını kullanan bir bilgisayar simülasyonuyla yaptı.

    Emilimleri, dağılımları, metabolizmaları, boşaltımları da dahil (ADME) milyonlarca küçük molekülün özelliklerini inceledi.

    Bu çalışmanın ardından, Anika Chebrolu SARS-CoV-2 virüsündeki S proteinine karşı en iyi farmakolojik ve biyolojik faaliyete giren molekülü belirledi. Bu da daha sonra hastalığın etkin tedavisi için potansiyel bir ilaca dönüştürülebilir.

    Anika Chebrolu, koronavirüs haberleri manşetlere çıkmadan önce, Frisco’daki Nelson Ortaokulu’nda başladı.

    Chebrolu “Birkaç yıl önce bir okul projesi için 1918 İspanyol Gribi salgınını araştırmıştım ve virüsler ile ilaç keşiflerine büyük bir ilgi duymaya başladım” diyor.

    Bu araştırmayı yaparken, in-silico metedolojisini öğrendi.

    Chebrolu “Hastalıkla mücadele için potansiyel ilaç benzeri molekülleri bilgisayar modellemesiyle tespit edip, geliştirebileceğimizi öğrenince çok şaşırmıştım” diyor.

    Anika, Covid-19 salgını başladığında aynı yöntemi, grip virüsündeki hemaglutinin proteinine yapışabilecek bir molekül tespit etmeye çalışıyordu.

    “Salgınları, virüsleri ve ilaçları bu kadar çok inceledikten sonra, gerçek bir salgın yaşadıığımızı düşünmek çılgıncaydı” diyor.

    Salgının ağırlığını ve bir yıldan kısa sürede dünyaya vurduğu büyük darbeyi düşünen Anika, 3M şirketinde çalışan bilim insanı hocası Mahfuza Ali’nin yardımıyla, projesini değiştirdi ve SARS-Cov-2 virüsündeki S proteinini hedef aldı.

    28 Ekim itibariyle Covid-19 dünya genelinde 1,1 milyondan fazla kişinin hayatına mal oldu.

    226 binden fazla kişiyle, ABD dünyanın en yüksek ölü sayısına sahip.

    Uzmanlar, Anika Chebrolu’nun buluşunu memnuniyetle karşılamakla birlikte, bu molekülün Covid-19’u tedavi edip etmeyeceğini görmek için daha çok çalışma yapılması gerektiğini söylüyor.

    Columbia Üniversitesi Kamu Sağlığı Bölümü’nden virolog Angela Rasmussen “Anika Chebrolu’nun bu araştırmayı yapmasının müthiş olduğunu düşünüyorum ve çalışması eğitim düzeyine kıyasla kesinlikle etkileyici ve karmaşık. Hiç şüphesiz müthiş bir bilim insanı olma potansiyeli var” dedi.

    Ancak Rasmussen “Bu stratejinin tedavi potansiyeli olan maddeleri tespit etmekte iyi olduğunu, ancak bu tespit ettikleri molekülün gerçek koşullarda virüsün girişine ya da çoğalması üzerinde bir etkisi olduğu veya S proteinine yapıştığı fikrini destekleyen deneysel bir veri yok. Moleküllerin antiviral tedavisi potansiyelini daha iyi karakterize edebilmek için laboratuar çalışmaları gerek.” diye de ekledi.

    Anika, yarışmadan aldığı ödül parasını nereye yatıracağına dair somut planları olduğunu söylüyor.

    “25 bin doları araştırmalarıma devam etmek ve kâr amacı gütmeyen kuruluşumu AcedemyAid’i desteklemek için kullanacağım. Kuruluş, istedikleri kariyerleri ya da fırsatları kovalamalarına yardımcı olmak için, ihtiyaç sahibi çocuklara malzeme ve ekipman sağlıyor. Kalanını da üniversite eğitimime ayıracağım” diyor.

    Bilimle ilgilenebilecek diğer gençlere ne söyleyeceği sorulduğunda ise, hep meraklı olmaları tavsiyesinde bulundu.

    “Soru sormayı hiç unutmayın ve kendinize inanın. Karşılaştığınız tüm fırsatlardan en iyi şekilde yararlanmaya bakın. Nereye geleceğinizi bilemezsiniz”

  • Selçuk Bayraktar yerli üretim uçak motoruna ilişkin video paylaştı

    Selçuk Bayraktar yerli üretim uçak motoruna ilişkin video paylaştı

    Bayraktar, “TEI’nin geliştirdiği milli tasarım, yerli üretim uçak motoru. Dünyada bu sınıfta açık ara en yüksek performans değerlerine sahip uçak motoru. Nasıl derseniz; test ettik, kıyasladık… AKINCI ve Bayraktar TB3’e güç verecek! Atı alan…” ifadelerini kullandı.

    Test görüntülerinin bir ay öncesine ait olduğunu belirten Bayraktar, denenen motorun prototip değil, seri üretim motoru olduğunu kaydetti.