Etiket: Altına

  • Çorum Şekerlemesi Coğrafi İşaretle Koruma Altına Alındı

    Çorum Şekerlemesi Coğrafi İşaretle Koruma Altına Alındı

    Çorum Şekerlemesi, Çorum Belediyesi’nin girişimleriyle Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından Coğrafi İşaret ile tescillendi. Tescille birlikte Çorum Şekerlemesi, şehrin gastronomik değerleri arasında resmî koruma altına alınan ürünler arasına girdi.

    Çorum Belediyesi tarafından yürütülen coğrafi işaret çalışmaları kapsamında, Çorum Baklavası’nın ardından Çorum Şekerlemesi de Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillendi. Böylece Çorum’un coğrafi işaretli ürün sayısı 29 oldu.

    Çorum Şekerlemesi, Çorum Merkez ilçesinde uzun yıllardır sürdürülen geleneksel nişan adetlerinin önemli bir unsuru olarak biliniyor. Nişan merasimleri kapsamında erkek evi tarafından gönderilen baklava tepsisine karşılık olarak, gelin kızın arkadaşları ve akrabaları tarafından tören havası içerisinde hazırlanan Çorum Şekerlemesi, özenle süslenerek damat evine gönderiliyor. Bu yönüyle ürün, yalnızca bir lezzet değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir ritüelin simgesi olma özelliği taşıyor.

    Tescil edilen Çorum Şekerlemesi, nişan geleneklerindeki törensel işlevinin yanı sıra, Çorum yöresinde günlük tüketimde de yaygın olarak tercih edilen, kuşaktan kuşağa aktarılan bir lezzet olarak öne çıkıyor. Kültürel sürekliliği olan bu geleneksel ürün, coğrafi işaret tesciliyle birlikte hem korunacak hem de gelecek nesillere özgün kimliğiyle aktarılacak.

    GASTRONOMİDE ÇORUM’UN MARKA DEĞERİ GÜÇLENİYOR

    Çorum’un gastronomi alanında her geçen gün daha güçlü bir konuma geldiğini ifade eden Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın, “Çorum, sadece leblebisiyle değil, mutfak kültürüyle de Türkiye’nin önde gelen şehirlerinden biridir. Coğrafi işaret çalışmalarımızla hem üreticimizi destekliyor hem de şehrimizin gastronomi kimliğini daha görünür hale getiriyoruz. Çorum Şekerlemesi’nin tescili bu vizyonun önemli bir parçasıdır.” dedi.

  • Yaralı Tilki Koruma Altına Alındı

    Yaralı Tilki Koruma Altına Alındı

    Sungurlu’da bir vatandaş tarafından yaralı halde bulunan yavru tilki Doğu Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğüne teslim edildi.

    Orhan Yazdıç Galericiler Sitesinde bir vatandaş, yaralı halde yavru bir tilki buldu. Vatandaş durumu zabıtaya bildirdi. Ayağı kırık olan yavru tilki, Doğu Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğüne teslim edildi.

  • Yaralı Atmaca Tedavi Altına Alındı

    Yaralı Atmaca Tedavi Altına Alındı

    Sungurlu Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Musa Akkaş, yaralı halde bulduğu Kızıl Atmaca’yı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü yetkililerine teslim etti.

    Musa Akkaş, sabah saatlerinde iş yerine gelirken yol kenarında uçamayan bir Atmaca gördü. Atmaca’ya yardım etmek için yakalayarak iş yerine getiren Akkaş, bir kafese koyarak yiyecek verdi. Daha sonra teslim etmek için Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü ile iletişime geçti. Kısa süre içerisinde Sungurlu’ya gelen ekipler yaralı Atmaca’yı teslim aldılar. Atmaca’nın tedavisi tamamlandıktan sonra iyileşince doğaya tekrar salınacak.

    Musa Akkaş, “Atmaca’yı sabah işe giderken yol kenarında yaralı halde buldum. Uçamıyordu, kanadından yaralı olduğunu fark ettim. Neyse ki durumunda ciddi bir şey yok, kanadından hafif yaralanmıştı. Hemen yakalayarak kafese koydum ve yiyecek verdim. Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğünü arayarak teslim edeceğimi söyledim. Gelip aldılar. Onlarda bir can. Umarım biran önce iyileşir ve doğaya salınır” ifadelerini kullandı.  

  • Ahlatcı, Sungurlu OSB’yi Gezdi

    Ahlatcı, Sungurlu OSB’yi Gezdi

    AK Parti Çorum il Başkanı Yusuf Ahlatcı, Sungurlu Organize Sanayi Bölgesi’nde incelemelerde bulundu.

    Sungurlu Ticaret Odası Başkanı Behiç Akbaş ve AK Parti Sungurlu İlçe Başkanı Metin Özsarı ile birlikte Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren işletme ve yapımı devam eden sanayi tesislerini ziyaret eden İl Başkanı Yusuf Ahlatcı, Çorum için elini taşın altına koyan, üreten sanayicilerin her zaman yanlarında olduklarını söyledi.

    Çorum’un sahip olduğu alt yapısıyla Türkiye’nin örnek sanayi kentlerinden birisi olduğuna dikkat çeken Ahlatcı, “Çorum bir sanayi kenti. Sanayicilerimizin ürettiği ürünler sayesinde hem ülkemizin hem ilimizin ihracatı artıyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi Mayıs ayındaki ihracat rakamları açıkladı. İhracatını artıran 68 il arasında yer alıyoruz. Çorum ayrıca ihracatı dikkat çeken 3 ilden birisi oldu. İlimiz ürettiği marka değeri yüksek ürünler sayesinde dünya piyasalarında yerini aldı. Bugün dünyanın neresine giderseniz gidin Çorum markalı ürünleri görmemiz mümkün. Türkiye ekonomisine her dönemde olduğu gibi yine salgın döneminde ilimiz büyük katkı sağladı. Bizler de sektörün sıkıntı ve taleplerine hiçbir zaman kulaklarımızı tıkamadık, kayıtsız kalmadık, her zaman yanlarında olduk” dedi.

    İş dünyasının Sungurlu OSB’nin doğal gaz talebi üzerine Çorumgaz Genel Müdürü Kasım Kahraman ile görüşen Ahlatcı, doğal gaz konusunda da Çorumgaz ve Sungurlu Kaymakamlığının ortak bir çalışma yürüttüğünü ifade etti.

  • “Korku,  Demokrasi ve Geleceğimizi Tehdit Altına Almaktadır”

    “Korku, Demokrasi ve Geleceğimizi Tehdit Altına Almaktadır”

    Demokrasi ve Atılım Partisi İl Başkanı Orhan Vargeloğlu, yaptığı yazılı açıklamada, yaratılan korkunun ülkenin geleceğine ve demokrasisini tehdit ettiğini söyledi.

    Vargeloğlu, “Genel gidişattan memnuniyet duymayanların oranı, iktidar için alarm zillerini çaldıracak yükseklikte seyrediyor” dedi.

    Son günlerde iktidar ve muhalefetin en çok seslendirdiği konunun daha fazla demokrasi ve daha fazla özgürlük söyle olduğuna dikkat çeken Vargeloğlu, bu söylemin çok hayati, önemli ve de güzel olduğunu ancak yaşananların saha çalışmalarının bunun tam tersini ortaya koyduğunu ifade etti.

    Milletin önce ekmeğine baktığını, ekmeği yerinde ise karnı doyuyorsa diğer konuları görmezlikten gelebildiğini söyleyen Vargeloğlu;

    Hatta “çalsın ama iş yapsın” diye öneriyor.

    “MetroPOLL’Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin “2021’e Dair İlk Değerlendirmeler” başlıklı yeni yıldaki ilk araştırması, seçmen için ekonomik durumun önceliğini koruduğunu gösteriyor.

    Seçmen, işsizlik ve hayat pahalılığının gündemlerindeki en hayati sorun olduğunu düşünüyor. Seçmenlerin kahır ekseriyeti, geçim şartlarının kötüleştiğini, Türkiye’de bir yoksulluk sorununun olduğunu belirtiyor.
    *Genel gidişattan memnuniyet duymayanların oranı, iktidar için alarm zillerini çaldıracak yükseklikte seyrediyor. *

    Oysa ki Ekonomi bir sonuçtur.
    Olmayan Hukuk Sistemi, Bozulan Eğitim Sistemi, Liyakatsiz Kadrolaşma ve Yönetimin sonucu mevcut KÖTÜ EKONOMİ dir.

    Mevcut yönetim, elde edilen kazanımları yok sayarak, iş yapan insan kaynağını bertaraf edip, kendine inanıp güvenen ve bel bağlayanların emeğini, sermayesini, parasını, güvenini, inançlarını ve değerlerini yiyip tüketmektedir.

    Bugün, siyaset koridorunda sıkboğaz edilmiş demokrasi ne yazık ki tehdit altındadır.

    Şu anda en büyük handikap korkudur.
    Milletimiz muhalefet partilerine, mevcut totaliter despot yönetim “bunları siyaseten yaşatmazlar” korkusuyla çekiniyor, yönelemiyorlar.

    İnanıyoruz ki, bu korku ortadan kalkarsa herkes gönlündeki tarafa yönelecektir.

    Geçmiş seçimlerde umut vermeyen, iktidara alternatif olamayan muhalefet partileri için birazda önyargıyla ”Adam var da vermedik mi?” sorusunun cevabı artık olmalı ve vardır.

    Yapılan tüm kamuoyu araştırmalarında görülüyor ki, büyük bir kesiminin iktidar partilerin seçmeninden oluştuğu kararsızların oranı yüzde 20 ile 30 bantı arasındadır.

    *Bu önümüzdeki erken veya zamanında yapılacak genel seçimler için önemli bir fırsattır. *

    DEVA PARTİ mizde, halkımızın bu sıkışmışlığında güzel ülkemiz için bir fırsat ve umut olmuştur.

    DEVA Partimiz, yadsınamayacak bu denli kararsız seçmen kitlesine, yoksulluk, yolsuzluk, işsizlik, hayat pahalılığı, yasaklar, özgürlük alanlarının daraltılması, eğitim, sağlık ,büyüyen güvensizlik ,itimatsızlık, liyakatsızlık gibi sorunlara, geniş ve seçkin yönetim kadroları ile çözümler hazırlamaktadır. Onların önüne, korku ve endişelerini yok edecek, umuda kapı aralayacak, hazırlıklar yapmakta ve önerilerini sunmaktadır.
    İl Teşkilatı olarak ta, partimizin çözüm önerilerini, Çorum halkımız ile paylaşıyor ve umut aşılıyoruz.

    DEVA Partimiz, yepyeni bir kadrolarıyla, büyük dönüşüm projeleriyle, mevcut siyasi partiler içerisinde en genç, en dürüst, en tutarlı kadrolara sahiptir.

    DEVA Partisi olarak bizler, halkımız ve çocuklarımızın geleceği için buralardayız, hizmetinizdeyiz. Buyurun ülkemizin geleceğini birlikte inşaa edelim…

    Bu yüzden diyoruz ki !
    Türkiye 1 den büyüktür…
    Korkma ÇORUM…
    Korkma TÜRKİYE….
    Konuş ÇORUM…
    Konuş TÜRKİYE…
    DEVA lı günler yakındır…

  • Devlet Aileyi Hegomanyası Altına Aldı

    Devlet Aileyi Hegomanyası Altına Aldı

    Özgür-Der Çorum Şubesi 2019-2020 seminer programları kapsamında bu hafta “Cinsiyet Eşitliği Tartışmaları ve Aile Yaşamına Yansımaları” konusu değerlendirildi.

    İstanbul Sözleşmesi Neyi İfade Ediyor?Aile Kurumunu Tehdit Eden Unsurlar ve Müslümanların Aile Yapısı Nasıl Olmalı?gibi başlıkların ele alındığı semineri Mustafa Kerim Üngörve Kerim Erkoçsundular…

    Doğuştan gelen, biyolojik ve fiziksel olarak her kadın ve erkek için aynı olan özelliklere cinsiyet yada biyolojik cinsiyet olarak tanımlayarak sözlerine başlayan Mustafa Kerim Üngör, ToplumsalCinsiyet ise sonradan öğrenilen ve cinsiyete toplum tarafından biçilen rol, sorumluluk ve davranış beklentilerini kapsayan bir terim olarak kabul ediliyor dedi.Örneğin kadınların ev işleriyle ilgilenmesi ya da çocuk bakımını üstlenmesi gibi beklentiler, cinsiyet değil, toplumsal cinsiyetle bağdaştırılan kavram olarak gösteriliyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğiyse kadınların ve erkeklerin toplumsal yaşamın her alanına eşit katılımları olarak tanımlandığını söyledi.

    Toplumsal cinsiyet eşitliği, BM tarafından artık bir insan hakkı olarak nitelendirildiğini hatırlatan konuşmacı, cinsiyet eşitliğinin geliştirilmesi ve kadının güçlenmesi için üç kriter belirlendiğini belirterek, bunları ilk, orta ve yüksek öğretimde kız çocukların erkeklere oranı, tarım dışı ücretli işlerde çalışan kadınların oranı ve mecliste kadın üye oranı olarak sıraladı.

    2019-2020 Eğitim-Öğretim Yılı Hedef Listesi’ne Toplumsal Cinsiyet Eşitliği dersi de eklendiğini belirten Üngör, gelen tepkiler üzerine bu kararın geri çekildiğini söyledi. İçinde cinsiyete dair hiç bir uyaranın bulunmadığı, her çocuğun aynı renk ve tarz giyinip aynı oyuncaklarla oynadıkları bir yaşam tarzı dayatan bu proje, aynı zaman anneliği, eşliği ve ev hanımlığını kadının özgürlük alanını kısıtlayan, geleneğin ve dinin de kadının sırtına yüklediği bir angarya gibi görmekte. Ayrıca; Toplumun nazarında farklı cinsel sapkınlıkları ve yönelimleri sıradanlaştırarak, normalleştirerek ve makul hale getirerek topluma sunmayı amaçladığını ifade etti.

    Sözleşmede, kadını ve erkeği yalnızca biyolojik olarak dişi ve erkek olarak kabul eden anlayışın yanı sıra kadına ve erkeğe belirli roller atfeden toplum kategorilerinin devlet tarafından değiştirilmesi gerektiği yer alıyor.2016 yılında hayata geçiren Rusya, “erkekleri evden uzaklaştırılan ailelerin” devam etmediğini ve boşanma oranlarının hızla yükseldiğini fark edince 1,5 senelik bir uygulamanın ardından bu kanun tasarısını geri çektiğini hatırlatarak sözlerini tamamladı.

    Aile kendisi hakkında çok şey söylenecek hususiyete sahip bir sosyal dünya olduğunu vurgulayarak sözlerine başlayan Kerim Erkoç, bazı sosyologların iddia ettiği gibi ilk aile, içgüdüsel ve rastlantı sonucu oluşmuş değil; tersine Yüce Allah’ın iradesiyle ilk insan, bir aileye sahip olarak yaratılmıştır dedi.

    Modern toplum başına buyruk, itaati reddeden fertler yetiştiriyor…
    Rönesanslabirlikte aile dinin alanından çıkartılarak devletin üzerinde konuştuğu bir alan haline geldiğini belirterek, modern devlet birçok şeye olduğu gibi aileyi de sözüm ona kendi koruyucu kanatları ve hegemonyası altına alarak kontrol etmeye başlamıştır.

    Freudcu aile paradigmasına atıfta bulunarak sözlerine devam eden Erkoç; “Oedipus Kompleksi’ni temel alan bu anlayış en başta baba otoritesine karşı açılmış bir mücadeleyi ifade ediyor. Buna göre erkek çocuğun babayı kendine rakip gördüğü bu hastalıklı paradigma, ebeveynin sorumluluğunu esas alan bir aile telakkisinin gelişim ve meşruiyetini ortadan kaldırdı.Modern toplumun bireyci kültürüyle birleşen bu anlayış, ailede her biri kendisi için ayrı bir gelecek, bir başına buyrukluk talep eden ve bu yüzden de en başta itaati reddeden fertlerin yetişmesine sebep olmakta. Bu zihniyet aynı zamanda kuşak çatışması gibi bugün Müslümanlara gayet tabii gelen yeni bir icat ortaya çıkardı. İslâm’a göre asla sahici temelleri olmayan bu kabul, bizi her defasında yeni sorunlarla karşı karşıya bırakan bir felaketi temsil etmektedir.” dedi.

    Dinin öngördüğü insan modeli olan mümin/müminenin aksine yeni bir insan modeli olarak ortaya çıkan “birey”in özgürlüğünü yapısal olarak kısıtladığı varsayımından hareketle, aile yoğun eleştirinin konusu yapıldığını ifade eden Erkoç, dünya genelinde hüküm süren bu kültürel/ideolojik etkileşimden tabii olarak Müslümanlar da paylarını aldığını belirtti.

    Aile Kurmak ve Sürdürmek Bir İmtihandır…
    Aile yapısal olarak her türlü anlamda insan için güvenlik üreten ve güvenlik sağlayan bir “dünya” olma hususiyetine sahip olduğunu belirten Erkoç, aileyi kadın ve erkek üzerinden konuşamayız ve konuşulmaması gerekir. Tersine kadın ve erkeği aile üzerinden, aile içinde üstlenmiş oldukları rolleriyle beraber konuşmamız daha ufuk açıcı olacaktır. Bu kadın ve erkeğe ilişkin her türlü meselede ailenin eksen alınması ve bu şekilde çözüme çalışılması demektir. Unutmamak lazım ki, aile bir cihetten kadın ve erkeği aşan bir anlamın ve rahmetin dünyasıdır.

    Aile kurmak sürdürmek, birinin hanımı/kocası olmak bir imtihandır. Bu imtihan olma durumu, şen şakrak görüntülerle değişmez. Tabii ki lezzeti de var ama buna rağmen evliliğin birinci gününde de otuzuncu senesinde de İblis’in hedef tahtasında olmak hiçbir yuva için geçersiz değildir. Hiç kimse mezara girmeden önce İblis’in hedefinden düşmez.Şeytan, evinde bunalttığı insanların camiye gitseler bile huzur bulamayacaklarını bildiğinden evlerimizle uğraşmaktadır. Küsmüş bir kadının kocasının yüzünü paranın da güldüremeyeceğini şeytan iyi bilir. Kaba bir erkeğin hanımının yüzünün bu dünyada gülmeyeceğini şeytan çok iyi bilir. İncir çekirdeğini bile doldurmayacak kadar küçük bir sebebin ailenin dağılma nedeni olmasının altında bu yatmaktadır; bize göre küçük, İblis’e göreyse mükemmel ve kullanışlı bir nedenden söz ediliyor olabilir. On sene sonra asla hatırlamayacağımızı düşündüğümüz bir ayrıntıyı şeytan elli sene sonra bile devasa bir hadiseymiş gibi büyütüp ailenin dağılma nedeni hâline getirebilir.

    Son dönem evliliklerde kriz yönetiminin zaaflı olduğunu hatırlatan Erkoç, alttan alma anlayışı kaybolmuş, üslup sorunları arttığını belirterek, oysa dil, duaya dönüşmelidir, hürmet, samimiyet vetevazuya uygun bir tarz olmalı ve popüler kodlarla dil geliştirilmemelidir dedi.

    Aileyi Tehdit Eden Unsurlar…
    Müslüman aile modeli yaşadığımız zamanlarda birbirini besleyen iki taraflı bir tehdit altında bulunduğuna değinerek şöyle devam etti.“Bunlardan biri aşırı bireyciliktir ve akrabalık bağlarını esas alan dayanışmacı/cemaatçi ilişkilerinin dokusunu hızla çözmesidir. İkincisi de ilkiyle alakalı olarak insanın kendisini birçok şeye karşı sorumlu tutan, bu yüzden de insana vazife yükleyen İslâm’ın dayanışmacı/ cemaatçi değerlerinin Müslüman’ın eliyle içlerinin boşaltılması, anlamsız ve işlevsizliğe terk edilmesidir.

    Aile bireylerinin kendilerini manevi açıdan yenilememeleri, o aileyi tehdit eden iç unsurlardandır. Düşünün bir aile reisinin ibadetten yoksun olması, o aileyi tehdit eden bir unsurdur. Yine çocuklar terbiye edilmediğinde, bu da aileyi kendi içinden tehdit eder.Bir de aileyi dışarıdan tehdit eden unsurlar var. Bunlar da tabi ki zararlı yayınlar, özellikle de her aileye musallat olan televizyon dizileri.Yine ailenin çevresi, arkadaş çevreleri, iş çevreleri vs. eğer sağlıksız ise, ya da problemli ise, aileyi dışarıdan tehdit eden unsurlardır. Yine günümüzdeki modernite, özellikle dünyayı ve maddeyi önceleyen seküler anlayışlar ve batı tarzı yaşam biçimleri ve ya devletin bu anlamda ciddi bir politika üretememesi, eğitim kurumlarında aileyi destekleyecek müfredatın olmaması ya da yetersiz oluşu da, aileyi dışarıdan tehdit eden unsurlar arasındadır diyerek sözlerini tamamladı.

    Program soru, cevap ve katkıların ardından sona erdi…