Etiket: Derhal

  • “Tarafsızlığını Yitirmiştir Derhal İstifa Etmelidir”

    “Tarafsızlığını Yitirmiştir Derhal İstifa Etmelidir”

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Çorum Milletvekili ve KİT Komisyonu üyesi Mehmet Tahtasız, Çorum İl Milli Eğitim Müdürü Cemil Çağlar’ın beraberinde şube müdürleriyle birlikte AKP Çorum İl Başkanı ve AKP İl yönetimine seçilen oğlu Melihşah Çağlar’ı ziyaret etmesini eleştirdi.

    Gençlik ve Spor İl Müdürü iken İl Milli Eğitim Müdürlüğüne atanan Cemil Çağlar’ın tarafsızlığını yitirdiğini vurgulayan Mehmet Tahtasız, “AKP döneminde tuz koktu, su çürüdü. Orduya siyaset girdi, camiye siyaset girdi. Cemil Çağlar’ın AKP İl Başkanlığına gerçekleştirdiği ziyaretle eğitimin de siyasete alet edildiği tescillendi. Liyakatlı bürokratlar birer ikişer görevden uzaklaştırıldı. AKP’nin atadığı bürokratlar da pervasızca siyaset yapmaktan çekinmiyor. Tarafsızlığını yitiren, peşine şube müdürlerini de takıp AKP İl Başkanlığına ziyarete giden Çorum İl Milli Eğitim Müdürünü kınıyorum ve derhal istifaya davet ediyorum” dedi.

    ÖĞRENCİLERİN DEĞİL KENDİ İSTİKBALİNİ DÜŞÜNÜYOR

    CHP Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız, yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi:

    “Gençlik ve Spor İl Müdürü iken Çorum İl Milli Eğitim Müdürlüğüne atanan Cemil Çağlar, siyasileşmiş olmanın ödüllerini birer ikişer topluyor. Kendisi İl Milli Eğitim Müdürü olarak atanıyor. Oğlu Melihşah iki dönemdir AKP il yönetimine seçiliyor. Tüm öğrencilere ve velilere eşit mesafede olması gerekirken peşine şube müdürlerini de takarak AKP Çorum İl Başkanını ve yönetime giren oğlunu ziyaret ediyor. Utanmadan, sıkılmadan AKP İl Başkanlığında poz veriyor. Bu müdür tarafsızlığını yitirip siyasete bulaştığını göstermekten çekinmiyor.

    AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in hakim olan yeğenini Cumhurbaşkanı’na takdim etmesi gibi Cemil Çağlar da oğlunu kamuoyuna takdim ediyor. Hem kendi için hem oğlu için yeni makam ve mevki peşinde koşuyor. Eğitimde onca sorun varken, okulların temizliği halen tartışma konusu iken, okullardaki personel yetersizliği çözülemiyorken, geçmişte başarıları ile adından söz ettiren Çorum’da eğitim kalitesi gün be gün düşerken işi gücü bırakıp, iktidara yaranma gayretine düşüyor. Bunu yaparken de hiç utanmıyor, hiç sıkılmıyor! Öğrencilerin istikbalini düşünmesi gereken müdür, kendi çocuğunun ve şahsının istikbalini düşünüyor.

    Tarafsız olması gerekirken siyasete dibine kadar batmış olan Çorum İl Milli Eğitim Müdürü Cemil Çağlar’ı Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e ve Çorum Valisi Ali Çalgan’a şikayet ediyorum. Sayın Valim AKP’nin çaycısının, şoförünün, grafik tasarımcısının, Cumhur ittifakının ahçısının İl Özel İdaresi’nde işe alınması yetmedi mi? AKP’li birinin İl Milli Eğitim Müdürü olması ve açık açık siyaset yapması sizi rahatsız etmiyor mu? Çorum İl Milli Eğitim Müdürü işini layıkıyla yapsın, siyaseti biz siyasetçilere bıraksın.”

  • ‘İşgale Derhal Son Verilmeli’

    ‘İşgale Derhal Son Verilmeli’

    Özgür-Der Çorum Şube Başkanı Murat İslam Rusya Federasyonu’nun Ukrayna’daki işgaline derhal son vermesi gerektiğini söyledi. 

    On binlerce asker ve devasa savaş mekanizmalarıyla Ukrayna sınırlarını aylardır kuşatma altında tutan Rusya Federasyonu Kırım’ın ardından Donetsk ve Luhansk bölgelerine yönelik de kanlı ve yıkıcı bir işgal başlattığını belirten İslam, “Rusya Devlet Başkanı Putin’in kameralar önünde Donetsk ve Luhansk’ın bağımsızlıklarını tanıma ve bölgeye barış gücü gönderme kararı basit fakat çirkin ve kanlı bir mizansenden ibarettir. Rusya açıkça ve resmen Ukrayna’yı parça parça yutmakta ve bizzat Putin’in cümleleriyle “Tarihi Rusya’yı canlandırma” referansıyla en yakın çevresinden başlayarak emperyalist yayılmacılığa yönelmektedir. Üstelik Rusya Donetsk ve Luhansk’ı da Kırım’ın işgal ve ilhakına benzer bir yutma sürecine tabi tutarken sürekli bir biçimde NATO kışkırtması gibi, barışçıl çözüm yöntemleri gibi çift yönlü işleyen hilelere de sık sık müracaat etmektedir” dedi.

    “Hiçbir halk Amerika ve Rusya Rekabetinin nesnesi olamaz” diyen İslam yaptığı yazılı açıklamasından şu ifadeleri kullandı;

    “Ukrayna veya başka bir ülke ve halka hiçbir surette Amerika ve Rusya arasındaki rekabetin nesnesi ve aparatı şeklinde bakılamaz. Ukrayna halkının iradesi, tercihleri ve kararları ne Rusya’nın ne Amerika’nın ne de bir başka gücün ipoteği altındadır. Rusya’nın Ukrayna halkını silah zoruyla, tehdit ve şantajla kuşatması, ülkesini parça parça edip diz çökmeye zorlaması klasik Çarlık ve Sovyet Rusya politikalarının hortladığına yeni bir delildir. Doğu Avrupa, Kafkasya ve Orta Asya’ya uzun yıllar tasallut etmiş kirli, kanlı ve yıkıcı bir gelenek hortlamaktadır maalesef. Ancak bu geleneğin hortlaması, ülke ve halkların üzerine çökmesi Ukrayna’dan önce başlamıştır. Çeçenistan’ı yakıp yıkan, Gürcistan’ı parçalayıp bölen ve Esed rejimini ayakta tutmak için Suriye’de eşi benzeri görülmemiş yıkım ve katliamlara girişen Rusya şimdi başka bir merhaleye geçmiştir. Bütün bu ülkeler yakılıp yıkılırken basit kınama mesajlarıyla geçiştiren Amerika, Avrupa ve NATO Suriye’de iyice önünü açtığı Rusya’yı artık Ukrayna’da hiçbir surette tutamamaktadır. Rusya’nın işgal ve katliamlarını cesaretlendiren hatta kışkırtan Amerika, Avrupa ve NATO’nun Afganistan ve Irak işgalleri sürecinde sergilediği en rezil sömürgecilik siyasetidir. Siyonist İsrail’in Filistin’i hücrelerine kadar, DNA’larına kadar işgaline sınırsız destek veren Batı’ya karşı oluşan haklı nefret kamuoyu nezdinde Rusya’nın işgal politikaları karşısında kekemeliğe, şaşkınlığa sebebiyet vermektedir.

    Rusya’nın Ukrayna’da giriştiği işgal sürecine karşı Türkiye’nin takındığı tavır ahlaki ve hukuki açıdan yerindedir. Ancak bu işgalin bitirilmesi için Türkiye diğer ülkelerle birlikte daha etkin ve sonuç alıcı girişimleri de sonuna kadar sürdürmelidir. Ukrayna halkıyla dayanışmak, işgal ve kuşatmanın bitirilmesi yolunda somut adımlar atmak hem komşuluk hakkıdır hem de Türkiye’nin temsil etme iddiasında bulunduğu ahlaki misyonun gereğidir.

    “Katil Rusya Suriye’den defol!” diyemeyen “Katil Rusya Ukrayna’dan defol!” diyemez!

    Bunca hengâme arasında en çok dikkat çeken hatta mide bulandırıcı düzeyde seyreden işlerden birisi de Rusya’nın işgal, parçalama ve katliam politikalarına Türkiye’den çok sayıda çevrenin doğrudan veya dolaylı destekler vermesidir. İşgal ve katliam Rusya’dan gelince Türkiye’deki Kemalist ve sol-sosyalist kesimler bırakın karşı çıkmayı derhal amigoluk ve trollüğe soyunmaktadırlar. Rusya’nın Suriye’deki yıkım ve katliamlarına ideolojik, mezhebi ve İslamofobik gerekçelerle meşruiyet atfedenler şimdilerde aynı işi Ukrayna’da üstlenmiş durumdadırlar. “Katil Rusya Suriye’den defol!” ilkesini haykıramayanların “Katil Rusya Ukrayna’dan defol!” şeklinde sloganlar atması elbette ki mümkün olamamaktadır. Barış, sevgi, halkların kardeşliği masalı ya Rusya emperyalizmi ya Esed ve Sisi despotizmi ya da PKK-PYD işbirlikçiliği duvarına toslayıp tuzla buz olmaktadır. Türkiye’deki “Diren Esed Cephesi” ile “Diren Putin Cephesi”yle kardeştir ve Suriye halkına düşman olduğu gibi Ukrayna halkına da ölümüne düşmandır.

    Söz konusu çevreler açısından esas itibariyle savaşa, işgale, tehcir ve katliama ilkesel olarak karşıtlık değil bir devletin hegemonyasına veya despotik bir rejimin bekasına hizmet esastır. Suriye ve Ukrayna halkının irade ve kararına düşman olanlar NATO karşıtlığı adı altında Rusya-Çin bloğu hesabına çalıştıklarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Rusya’nın işgal ordusunu, katliam çetelerini “Barış Gücü” olarak takdim ve müdafaa etmek Suriye halkına da Ukrayna halkına da cephe açıp savaş ilan etmektir.

    Rusya’nın ne Suriye halkı üzerinde ne de Ukrayna halkı üzerinde meşru ve makul bir hakimiyeti olabilir. Rusya, kan dökücü ve yıkıcı bir güçtür ve hem Suriye’deki hem de Ukrayna’daki askeri birliklerini derhal geri çekmelidir. NATO’yu bahane ederek Rusya’nın hiçbir ülkeye ve halka tasallut etme yetkisi yoktur. Rusya’nın Ukrayna’daki varlığı da Suriye’deki varlığı da gayrı meşrudur, gayri kanunidir ve insanlık suçudur. Ticaret, turizm, enerji, veya başka bir alanda yapılan anlaşmaların Türkiye’ye karşı birer şantaj ve tehdit unsuru olarak kullanılmasına da hiçbir surette izin verilmemelidir”

  • ‘’Bu Sağlık Ocağının Derhal Yıkılması Lazım’’

    ‘’Bu Sağlık Ocağının Derhal Yıkılması Lazım’’

    Çorum Ulukavak Mahallesi Yaşatma, Dayanışma Derneği Başkanı İlhan Kılıç yaptığı basın açıklamasında, 2. Nolu Sağlık Ocağının yıkılmasına karşı alınmasında geç kalınan tedbirleri söyledi.   

    Ulukavak Mahallesinde bulunan 2.no’lu sağlık ocağına dair çürük raporu verildiğini hatırlatan Kılıç, “Bahsi geçen çürük raporu şehrin sağlık idarecileri tarafından da kabul edilmiştir. Bu binanın bu hailiyle hizmet vermesi çalışanlar ve hizmet alan mahalle sakinlerimiz açısından  hayati, risk oluşturmaktadır. Bu binanın acilen tahliye edilmesi ve yakın bir yerde faaliyetine devam etmesi mutlak gereklidir’’ diye söyledi.

    Ulukavak Mahallesi, Yaşatma, Dayanışma Derneği olarak bu sıkıntılı durumu mahalle sakinlerinin huzuru ve sağlığını düşündükleri için takip ettiklerinin altını çizen Kılıç’ın konu ile ilgili açıklamasında şu ifadelere yer verdi;

    ‘’Bu sebeple, yıkım kararı alınmış olan sağlık ocağının, Mavral sokak üzerinde bulunan eski Ufuk kreş olarak bilinen alana yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bahsi geçen alan, mevcut sağlık ocağı arsasına göre daha büyük ve A sınıfı bölge kliniği olacak özelliktedir. Daha yüksek ve nitelikli sağlık hizmetlerinin bu tür bir yapı yapılması halinde verilmesi, hem vatandaşın hem de çalışan sağlıkçıların yararına olacağı kanısını taşıyoruz. Vatandaşların hastane kapılarında yığılmasını önleyecek ve  de vatandaşın hastaneye erişimi için vakit kaybını önleyecektir.

    Eski 2. No’lu sağlık ocağının yerinin, çevre yoluna yakın olması sebebiyle, banka binası, noter ve belediyenin tahsilat  işlemlerini yapabileceği bir bina olarak düzenlenmesi ve yapılması da bir diğer önerimiz  ve mahalle sakinlerinin istediğidir. Bu talepler haklı ve yerine yetirilmesi mümkün ve kolay taleplerdir. Bu tür hizmet noktalarının yaygınlaştırılması, bölge sakinlerinin mevcut işlerini yerine getirebilmek amacıyla şehir merkezine gelmesini önleyecek, başta trafik sorunu ve ilgili kurumlardaki vatandaş yoğunluğunu da azaltacaktır.’’

    Kılıç açıklamasının sonunda oluşabilecek felaketlerin faturasının kimlere kesileceğini de şu sözlerle dile getirdi; ‘’Aylar öncesinden konu bası internet sitelerinde gündeme alınmış, sağlık müdürümüz ise konuya cevap vermiş. Bu cevap olası bir facianın önüne geçmeye yetmeyecek bir beyanattır. Biz istiyoruz ki çürük ve de kullanılamaz raporu tanzim edilen bir binada sağlık hizmetinin verilmesi ne kadar doğrudur? Olası bir depremde yada sarsıntıda binanın yıkılması halinde kaybedeceğimiz canlar bizim insanlarımızın canıdır ve biz bu konuyu takip etmek zorundayız. Taki binanın yıkılarak tehlike bertaraf edilene kadar.’’

  • “Kadınlar Yalnız Değildir, Şiddet Derhal Son Bulmalı”

    “Kadınlar Yalnız Değildir, Şiddet Derhal Son Bulmalı”

    Cumhuriyet Halk Partisi Çorum İl ve Merkez İlçe Kadın Kolları, koronavirüs sürecinde kadına yönelik şiddetin artması nedeniyle şiddet olaylarını protesto etmek ve kadınlara sahip çıkmak amacıyla parti binasında basın açıklaması yaptı.

    Parti binasında Kemal Kılıçdaroğlu Toplantı Salonu’nda yapılan basın açıklamasına CHP İl Başkanı Mehmet Tahtasız, Merkez İlçe Başkanı Ulaş Tokgöz, İl Kadın Kolları Başkanı Kamile Anar, Merkez İlçe Kadın Kolları Başkanı Filiz Aydın, İl Genel Meclisi Grup Başkanvekili Yıldız Bek, İl ve Merkez İlçe Yönetim Kurulu Üyelerinin yanı sıra Kadın Kolları Üyeleri katıldı.

    İl Başkanı Mehmet Tahtasız’ın açılış konuşmasının ardından İl Kadın Kolları Başkanı Kamile Anar ve Merkez İlçe Kadın Kolları Başkanı Filiz Aydın birer konuşma yaparak kadınların yalnız olmadığını, kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin son bulması için mücadeleye devam edeceklerini bildirdiler.

    İl Kadın Kolları Başkanı Kamile Anar, “Erkek egemen sistemi hayatlarımızdan atana kadar, eşitlikçi ve özgür bir dünya kurana kadar da kadın cinayetlerinin politik olduğunu haykırmaya devam edeceğiz. Kadınlarımız asla yalnız değildir” dedi.

    Anar, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
    “Koronavirüs salgınıyla birlikte kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri hız kazandı.

    Sağlık sistemine aşırı yüklenmenin yanı sıra, acil sayılmayan davaların askıya alınması, adalet sisteminin ve sosyal servislerin görevlerini uygulamada gecikmesi ve sosyal mesafenin getirdiği diğer engeller ile kadınlar için yapılacak yardım ve yönlendirmeler daha da zorlaştı.

    Yardıma ihtiyacı olan kadınlar, karantina ve sosyal mesafe uygulamalarından dolayı gerekli kurum ve kuruluşlara ancak telefon ve mail yoluyla ulaşabildi. Şiddet uygulayan ya da uygulamaya yatkın olan partnerleriyle ya da aile üyeleriyle yaşayan kadınlar, ev içinde geçen saatlerin artmasıyla bu yollarla gerekli yerlere ulaşamaz duruma geldi.

    Şiddete uğrayan kadınlar, virüs bulaşma riskinden dolayı hastanelere gidip darp raporu almaktan çekindi. Kolluk birimlerinin ise virüs nedeniyle 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin önlenmesine dair kanun yükümlülüklerini yerine etkin bir şekilde getiremedikleri de gözlemlendi.
    Kadınlar kurumlara başvurduklarında hak ihlalleri il karşılaştı.

    Karakollarda koruma kanununun geciktirilmesi, koruma kararı ihlallerinde işlem yapılmaması, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından takip edilmesi gereken koruma altındaki kadınların takibinin yapılmaması, cezaevinden tahliye edilen ve izinli çıkan şiddet failleri hakkında kadınların bilgilendirilmemesi bu hak ihlalleri arasında öne çıkanlar.

    Şiddet tehlikesi altında olan her kadının yanındayız. Şiddetin artışı karşısında yapabileceklerimiz var. Başta yaşam hakkımız olmak üzere tüm haklarımıza sahip çıkmak için bu gün meydanlardayız. Bir kadının daha yaşam hakkının gasp edilmesine izin vermemek için alanlarda ve her yerde olacağız. Erkek egemen sistemi hayatlarımızdan atana kadar, eşitlikçi ve özgür bir dünya kurana kadar da kadın cinayetlerinin politik olduğunu haykırmaya devam edeceğiz. Kadınlarımız asla yalnız değildir.”

    Merkez İlçe Kadın Kolları Başkanı Filiz Aydın ise konuşmasında; geçtiğimiz Nisan ayında 20, Mayıs ayında 21 kadının cinayete kurban gittiğini ifade ederek, “Hiçbir kadının saçının teli zarar görmeyene kadar, tam eşitlik sağlanana kadar meydanlarda olmaya devam edeceğiz!! Bu memlekette özgür ve eşit yaşayacağımız, emeğin sömürülmediği şehirleri inşa edeceğiz” ifadesini kullandı.

    Filiz Aydın’ın konuşması şu şekilde:
    “Tüm dünyada ve Türkiye’de korona virüs ile birlikte olağanüstü bir dönemden geçiyoruz.
    Biliyoruz ki korona salgını süresince en çok etkilenen kesim: işçiler, emekçiler, işsizler, yoksullar ve tabii ki kadınlardı.
    Bu süreçte ne yazık ki kadına yönelik şiddet çeşitli başvuru ve yargı mekanizmalarının işletilmemesinden kaynaklı olarak daha da vahim bir noktaya geldiğini gördük.
    Yeni infaz yasasının yarattığı tahliyeler ise şiddeti artıran önemli bir unsura dönüştü.
    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun açıkladığı verilere göre Mayıs ayında 21 kadın kardeşimiz, Nisan ayında ise 20 kadın kardeşimiz erkekler tarafından katledildi.
    Daha birkaç gün önce Konya’da Nargül Yıldız, Muğla’da Zeynep Şenpınar, Manisa’da Gülnur kocabaş, Rize’de Rukiye Çerman ve Diyarbakır’da Nurcan Polat ve niceleri erkekler tarafından katledildi.
    Caydırıcı yasalar uygulanmadıkça, erkek akıl, erkek yargı, erkek devlet anlayışı değişmedikçe, kadınları güçlendirici önlemler alınmadıkça şiddet önlenemeyecek!!
    Katillere hak ettikleri cezaları vermeden, toplum içine bırakanlar da bu suça ortaktır.
    Biz; şiddeti öven tüm yaklaşımları teşhir edeceğiz,
    Katillerin hak ettiği cezayı alması için bütün davaların sonuna kadar takipçisi olacağız.
    Nafakayı kaldırmak için yasa hazırlıkları yapanlar,
    6284 sayılı Yasayı kaldırmak isteyenler,
    İstanbul Sözleşmesi’nden devletin imzasını çekmesi için uğraşanlar
    Katledilen kız kardeşlerimizin cinayetlerinin sorumlusudur.
    Tüm bu olumsuzluklara rağmen yaşam hakkımızı savunmaya devam edeceğiz!
    Nafaka ile ilgili değişiklik yapmanıza izin vermeyeceğiz,
    6284 sayılı yasaya dokunamayacaksınız,
    İstanbul Sözleşmesi’ni tartışmaya açmanıza izin vermeyeceğiz.
    Aile içinde çizdiğiniz o sınırda yaşamayı kabul etmeyeceğiz.
    Kadınların ‘Ölmek istemiyorum’, ‘Ölmeden koruyun beni’, ‘Beni öldürdükten sonra mı tutuklayacaksınız’ çığlıklarının yükselmediği bir hayatı kuracağız!
    Yan yana gelerek, dayanışarak, yılmayarak, mücadele ederek kazanacağız.
    Hiçbir kadının saçının teli zarar görmeyene kadar, tam eşitlik sağlanana kadar meydanlarda olmaya devam edeceğiz!! Bu memlekette özgür ve eşit yaşayacağımız, emeğin sömürülmediği şehirleri inşa edeceğiz.
    Yaşasın kadınlar! Yaşasın mücadelemiz!!!”