S.S. Zanaatkarlar Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi Başkanı Mustafa Fındıkçı, Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın’ı ziyaret ederek, Başkan Aşgın’a beklenti ve taleplerini içeren bir dosya sundu.
Kooperatif Başkanı Mustafa Fındıkçı beraberinde Yönetim Kurulu üyeleri Halit Bölükbaş ve Kadir Akdağ ile birlikte geçtiğimiz aylarda kooperatifi ziyaret ederek, kendilerine destek sözü veren Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın’a hem teşekkür ettiler hem de kooperatif olarak beklenti ve taleplerini dile getirdiler.
Ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade eden Başkan Aşgın ise, her zaman esnafın yanında olduklarını belirterek, belediyenin imkanları ölçüsünde talepleri karşılayacaklarını söyledi.
Kooperatif yöneticilerine çalışmalarında başarılar dileyen Aşgın’a ziyarette Belediye Başkan Yardımcısı Zübeyir Tuncel de eşlik etti.
Çorum Belediyesi Fen İşleri ekipleri çalışmalarını kış aylarında da aralıksız sürdürüyor.
Çalışmalar hakkında bilgi veren Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın, asfalt sezonu boyunca 70 Bin tonun üzerinde asfalt serdiklerini, asfaltla tanışmamış yeni sokaklara kadar asfaltı taşıdıklarını belirtti.
“Aşgın, Asfaltın yanı sıra Mavral, Anadolu, Söğütlüevler, Buharaevler ve İbrahim Çayırı sokaklarının ihtiyaç duyulan bölgelerinde tretuvar ile karo yapım-onarım çalışmaları yaptık ve soğuk havaya rağmen ihtiyaç duyulan tüm bölgelerde işimizi yapmaya devam ediyoruz.” dedi.
Zor şartlara aldırmadan işlerini tamamlamak için mücadele veren tüm çalışma arkadaşlarına teşekkür eden Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın, ayrıca kış aylarının zorlu geçme ihtimaline karşın aldıkları tedbirlerden de bahsetti. Kar yağışının gecikmesinin kendilerini rehavete sürüklemediğini, ocak ayında olduklarını unutmadıklarını, ekiplerin sürekli teyakkuz halinde ve en zor şartlara hazır olduğunu ifade etti.
Çorum Valisi Mustafa Çiftçi, Çorum sivil toplum ilişkileri müdürü (Dernekler müdürlüğü) Mustafa Bayrak’a başarı belgesi verdi.
Çorum sivil toplum ilişkileri müdürlüğüne (Dernekler Müdürlüğü) geldiği günden bu güne kadar yaptığı başarılı çalışmalarından dolayı Mustafa Bayrak’ı derneklerle ilgili çalışmaları, denetimlerde gösterdiği ciddiyet, işinde gösterdiği samimiyetten dolayı başarı belgesi takdim etti.
Bayrak, “Çorum sivil toplum ilişkileri müdürü Mustafa Bayrak’ta başta Sayın Valimiz olmak üzere yaptığım çalışmalarımda bana destek olan çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum, bu belgeyi birlikte hak ettiğimizi düşünüyorum, iyi ki sizlerle çalışıyorum, bundan böyle’de toplumumuzda önemli yer tutan STK’ larımızla yapacağımız çalışmalarda hep birlikte daha iyiye gideceğimize yürekten inanıyor” dedi.
Vali Mustafa Çiftçi ve Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın, çalışmalarını sürdüren Çorum Belediyesi Türk Halk Müziği Korosunu ziyaret etti.
Şef Arif Sadeçolak idaresinde çalışmalarını sürdüren Çorum Belediyesi Türk Halk Müziği Korosu’nu Vali Mustafa Çiftçi, Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın, Belediye Başkan Yardımcısı İsmail Yağbat ve Çorum Belediyesi Kültür İşleri Müdürü Hasan Tomuk ziyaret etti.
Turgut Özal İş Merkezi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen koro çalışmalarını başından sonuna kadar takip eden Vali Mustafa Çiftçi ve Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın koronun seslendirdiği türkülere de eşlik ettiler.
Şef Arif Sadeçolak’tan çalışmalar hakkında bilgi alan Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın “Ziyaretimizde gördük ki şefimiz Arif Sadeçolak nezaretinde koromuz gerçekten de mükemmel çalışıyor. Çalışamaların tamamlanmasının ardından koromuz hemşehrilerimize muhteşem bir konser verecek. Sayın Valimiz Mustafa Çiftçi ile birlikte günün yorgunluğunu koromuzun seslendirdiği birbirinden güzel türkülerle attık. Başta şefimiz Arif Sadeçolak olmak üzere tüm koro ekibine başarılar diliyorum” dedi.
Her geçen yıl koroya olan ilginin artarak devam ettiğini belirten Türk Halk Müziği koro şefi Arif Sadeçolak, “Sanata verdiği desteklerden dolayı Belediye Başkanımız Dr. Halil İbrahim Aşgın’a teşekkür ediyorum “dedi.
Çiftçi Malları Koruma Başkanı Rafet Altunörs, bağcıların yılbaşı gecesini huzurlu içinde geçirmelerini sağlamak için gerekli tedbirlerin alındığını söyledi.
Altunörs yaptığı açıklamada; “Çorum Çiftci Malları Koruma Başkanlığı Olarak Yılbaşı gecesi olası bir olumsuzluklara karşı bağcılarımızın huzur ve güveni için tedbir amaçlı Bütün personellerimizle birlikte sorumluluk alanlarımızda devriyede olacağız” dedi.
Katil Çin’in Doğu Türkistan’da Türklere yönelik yürüttüğü soykırımı protesto etmek amacıyla Çorum’da miting düzenlendi.
PTT Merkez binası önünde gerçekleşen miting saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.
EREN: BU ZULMÜ SADECE TÜRK MİLLETİ DURDURABİLİR
Mitingde miting düzenleme kurulu adına konuşma yapan Erdem Eren, Doğu Türkistan’daki zulme dünyanın ses çıkarmadığını, bunun sebebinin Türk olmaları olduğunu belirterek bu zulmü durdurabilecek tek milletin Türk milleti olduğunu söyledi.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’E TEPKİ GÖSTERDİ
Konuşmasında Birleşmiş Milletlere de tepki gösteren Erdem Eren, Bir Avrupalının, Amerikalının, Yahudi’nin ayağına taş değse BM’nin harekete geçtiğini ifade ederek şunları söyledi: “Kızıl Çin yağmur kokan o geceyi unuttuğundan beri ata yurdumuzda soydaşlarımız sistematik bir soykırıma ve asimilasyona maruz kalıyor. Türk demenin yasak olduğu ata yurdumuzda yüzbinlerce soydaşımız kimliklerinden çıkarılmaya Çinlileştirilmeye çalışılıyor. Biz biliyoruz ki bu zulmü bizden başka durduracak yoktur. Bir Avrupalının, Amerikalının, Yahudi’nin ayağına taş değse BM denen sirk karışmakta dünyaya tehditler savurmaktayken, Doğu Türkistan’da yüzbinler sadece Türk olduğu için insanlık dışı bir muamele görürken BM’den gık çıkmamaktadır. Biz sessizlerin sesi olacağız, zulme karşı dilsiz kalmış kör şeytanların besmelesi olacağız. Hepinizin ayağına, yüreğine, vicdanına sağlık.”
TEKLİMAKAN: İNSANLIK TARİHİ BÖYLE BİR SOYKIRIM GÖRMEDİ
Eren’den sonra kürsüye gelen Doğu Türkistan Yeni Nesil Hareketi Genel Başkanı Dr. Abdusalam Teklimakan da Doğu Türkistan’da insanlık tarihinin hiç görmediği bir soykırım yaşandığını kaydetti.
‘KİMLİĞİNİ MUHAFAZA ETMEYE ÇALIŞAN İNSANLAR TOPLAMA KAMPINDALAR’
Doğu Türkistan coğrafyasının selam vermenin, Müslüman-Türk ismini koymanın terörist olarak nitelendiği bir coğrafya olduğunu da vurgulayan Dr. Abdusalam Teklimakan, “3 milyon insan toplama kampında. Müslümanlığını bir şekilde ifade eden insanlar, namaz kılan insanlar, Türklüğünü, kimliğini muhafaza etmeye çalışan insanlar toplama kampındalar. Çin her ne kadar silahla, işkenceyle, zulümle muamele etse de biz kendi hüviyetimizden vazgeçmeyeceğiz. 135 yıldır bunlarla mücadele ediyoruz. 2 kere Cumhuriyet kurduk vazgeçmedik” dedi.
‘GÜN GELECEK KÜRŞAT VE 40 ÇERİSİNİN BASTIĞI GİBİ ÇİN ORDUSUNU YENİDEN BASACAĞIZ’
‘Bin yıl aynı kazanda kaynatsan Doğu Türkistanlı ile Çinli kardeş olmaz, olamaz’ diyen Teklimakan konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Çinlinin elinde silah var. Dayamış silahı kafamıza senle ben kardeşiz diyor. Bin yıl aynı kazanda kaynatsan Doğu Türkistanlı ile Çinli kardeş olmaz, olamaz. 5 bin km’lik o Çin Seddi’ni boşuna yaptırmadık sizlere. Biz o şanlı tarihi unutmadık. Gün gelecek Kürşad ve 40 çerisi gibi Çin ordusunu yeniden basacağız. O gün bu zulüm bitecek.
‘BİZ VARLIĞIMIZI MÜSLÜMAN TÜRK OLARAK SÜRDÜRECEĞİZ’
Doğu Türkistanlıyı bitirmek için evlerimize kadar Çinli yerleştirdiler. Kardeş aile dediler evimizin içine Çinliyi yerleştirdiler. Biz Çinliyi baskılar altında bile düşman gördük. Onun için bize bu Çinlileri gönderiyorlar. Evimizin içine girseler de Çinli olmayacağız. Biz varlığımızı Müslüman, Türk olarak sürdüreceğiz. 500 bin çocuk toplama kampında. Onlara Çince, ateizm öğretiliyor. Çin kimliği aşılatılıyor ama biz biliriz ki o çocuklar gün gelecek Çin’in ordusunu başına yıkacak.
‘DOĞU TÜRKİSTANLILAR SİZDEN DUA BEKLİYOR’
Doğu Türkistan’ın sizlerden talebi şudur. Her namazda, her dua da Doğu Türkistan’ı unutmayın. Unutmayınız ki; birinin duası kabul olur, o zulüm ya bizim ellerimizle ya da Allah’ın askerlerinin elleriyle yok olur. Diğer husus ise Doğu Türkistan’ın sesini duyurmak için bu tür programlar yapılması. Çok şükür son günlerde Türkiye’de Doğu Türkistan gündeme geldi. Bunun devam etmesini temenni ediyoruz.”
Özgür-Der Çorum Şubesi’nce Suriye’nin İdlib şehrinde Suriye rejiminin ve Rusya’nın sivil halkı katletmesi protesto edildi.
Ellerinde ‘Katil Rusya, Esed ve İran’, ‘Katil Rusya Suriye’den Defol’, ‘İdlib’te Katliamı Durdurun’ yazılı pankartlarla Hürriyet Meydanı’nda toplanan Özgür-Der üyeleri yoğun bombamdırman altında olan ve her gün yüzlerce sivilin öldürüldüğü İdlib’te yaşananları protesto etti.
Hz. Muhammed Mustafa (as) “Bir haksızlık gördüğünüzde elinizle, buna gücünüz yetmiyorsa dilinizle buna da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle buğz ediniz” hadisini hatırlatarak basın açıklamasını okuyan Murat İslam; “Dünyanın farklı bölgelerinde sırf Rabbimiz Allah dedikleri için, özgürlük talep ettikleri için Müslümanlar katledilmeye, yurtlarından sürülmeye, yoksulluğa, türlü zulümlere maruz kalmaya devam ediyorlar. Bizler de zulme razı olmadığımızı, Suriye’den Doğu Türkistan’a, Filistin’den Libya’ya dek kardeşlerimizin yalnız olmadıklarını göstermek için bugün burada bir araya geldik.” dedi.
Son Suriye rejimi ve Rusya’ya ait savaş uçakları tarafından bombalanan İdlib’te feryat seslerinin yükseldiğini belirten Özgür-Der Çorum Şube Başkanı Murat İslam, İdlib’in şu anda dünyanın en çok vurulan, yakılan ve yıkılan alanına dönüştüğünü söyledi.
İran destekli Beşşar Esed rejimi ve Rusya’nın hedef gözetmeden sivil yerleşim alanlarını, pazar yerlerini, hastaneleri, kadınların ve çocukların sığındığı derme-çatma barınakları vurmaya devam ettiğini aktaran İslam; “Bölgeden gelen haberlere göre, bombardıman nedeniyle yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kalan sivillerin sayısı, geçtiğimiz aydan bu yana 180 bini aştı, sivil ölü sayısı ise 1300’ü çoktan geride bıraktı. Eli kanlı Esed Rejiminin hiçbir meşruiyeti kalmamıştır. Önce İran sonra da Rusya, bu rejimi çökmekten kurtarabilmek için amansız bir çaba sergilediler. Bu ülkeler Suriye rejiminin kiralık katili oldular. ABD ve Rusya emperyalist ortaklar, IŞİD senaryolarını kullanarak Suriye halkını katletmeye devam etmekten başka bir şey yapmadılar. Rusya sahaya inerek vekâleten yürüttüğü savaşta asil olma rolüne soyunmuş ve bunu ABD’ye, AB’ye rağmen değil, onların bilgisi ve gözetimi dâhilinde yapmıştır.” şeklinde konuştu
Sivillerin korunması, can kaybının önlenmesi ve bölgedeki insanî trajedinin daha fazla yaygınlaşmasının engellenmesi amacıyla Türkiye ile Rusya arasında 17 Eylül 2018 mutabakat imzalandığını ifade eden İslam, Rusya’nın mutabakata uymadığını ve İdlib’in ikinci bir Halep olma yolunda olduğunu kaydetti.
İdlib’te kâğıt üzerinde verilen sözler ne olursa olsun, devletlerin kendi askerî ve politik hedefleri çerçevesinde ilerlediğini belirten İslam, açıklamasını şu şekilde sürdürdü;
“Suriye’de yaşanan sürece baktığımız da, ülkelerin “mutlak dost” veya “mutlak düşman” olmadığını da gösteriyor. Her ülkenin kendisine ait stratejik amaçları ve çıkarları mevcut, dolayısıyla, siyasetler de buna göre değişiklik gösteriyor. Akla-hayale gelmedik ittifaklar kurulurken, “dost” ve “düşman” kavramları da sürekli yeniden tanımlanıyor. Rusya da, İran da “kendisine bağımlı ve kontrol altında bir Türkiye” peşindeler. İran, tüm yabancı güçlerin Suriye’yi terk etmesi çağrısını tekrarlarken, anlaşılan Suriye’de kendilerini ev sahibi görmenin dayanılmaz pişkinliğini yaşıyor. Suriye’de siyasi çözümü savunduklarını ve bunun tek geçerli yöntem olduğunu söylerken ne harabeye çevirdikleri Suriye topraklarında katlettikleri yüzbinleri, ne de mezhebi bir kaygıyla Suriye’de telef olan askerlerini hatırlamıyor.
Türkiye ise bu süreç de doğal olarak en zor durumda olan. Bölgede mevcut hiçbir güç tarafından kabul edilmeyen “Güvenli Bölge” tezi ile birlikte İdlib’de yaklaşan felaket Türkiye’nin öncelikli gündemini teşkil ediyor. Türkiye bir yandan partnerleriyle ortak bir noktada buluşma çabası sergilerken, diğer yandan İdlib’de Rusya’nın koordinasyonunda gelişen saldırı dalgasını rejim güçlerinin çatışmasızlık mutabakatını ihlali olarak tanımlamaya çalışıyor. Ne var ki Rusya’nın Astana sürecinin başından itibaren altını çizdiği “anlaşma teröristleri kapsamıyor” tezi burada da bariyere dönüştü. “Teröristlerle mücadele” adı altında katliamlarına devam ediyor.Rusya, aynı şekilde Çin’in Uygur Müslümanlarına yönelik asimilasyon politikalarına açıktan destek vermekte, PKK-PYD’nin de ilk olarak Moskova’da ofis açmalarına müsaade etti. Rusya, PKK-PYD’yi Türkiye’ye karşı kullanışlı örgüt olarak kullanabilmek için Amerika gibi her türlü dirsek temasına da, desteklerine de devam ediyor.
Emperyalist demek sadece Avrupa, Amerika demek değildir, emperyalist demek aynı zamanda Rusya demektir, Çin demektir, İran demektir.
Bugünlerde Türkiye’nin yaptığı önemli bir hamle, küresel güçleri rahatsız etti ve ardı ardına açıklamalarla Türkiye’nin Libya’daki adımlarının önünü kesmeye çalışmaktalar. Daha dün Rusya Kremlin sözcüsü, Libya’nın Türkiye’den askeri destek talebine karşı “Üçüncü ülkelerin müdahaleleri Libya’daki krizin çözümüne katkı sunmaz” diyerek rahatsızlığını açıkça dile getirdi. Oysa buradan sormak gerekir; İslam coğrafyasının bir parçası olan Libya’da Türkiye’yi üçüncü ülke olarak gören Rusya acaba kaçıncı olarak kendisini görmekte?
Yüzyıllardır Akdeniz’e açılma hayallerini ABD ve İran sayesinde Suriye üzerinden gerçekleştirme fırsatını bulan Rusya, emperyalist yüzüyle asla dost ya da gerçek anlamda asla müttefik olarak görülmemesi gerektiğini bir kez daha göstermiştir. Burada gündeme getirmeye çalıştığımız husus sadece Suriye meselesi değildir, bir bütün olarak İslam dünyasının yeniden ayağa kalkmasının, kendi arasında dayanışma sergilemesinden dolayı emperyalistlerin duyduğu korkudur, Arap baharı onların uykularını kaçırmıştır.
Rusya hem Türkiye’nin Avrupa ve Amerika’yla yaşadığı çelişkiden yararlanıyor hem de Suriye’den milyonluk göç dalgasını tetiklemek üzere İdlib’e vahşice saldırıyor. Türkiye’ye yönelik emperyalist kuşatma Amerika’dan Avrupa’dan önce Rusya’dan geliyor. Rusya güzellemeleri yapan kimi çevreler gibi, Çin’in Doğu Türkistan’da Nazi rejimi benzeri toplama kamplarında milyonlarca Müslüman Uygur Türklerini ne türden barbarca muamelelere tabi tuttuğu ortadayken Çin’in Türkiye’deki temsilcileri başköşelerde misafir ediliyor. Çin’i eleştirmeyi, “CIA tuzağı” olarak görecek kadar da basiretsiz olmamak lazım.
ZALİMLER, KATİLLER, İKİYÜZLÜLER ENİNDE SONUNDA YENİLECEKTİR!
İktidarın Suriye’de en büyük tehdit olarak PKK/PYD’yi gören açıklamalarından ilham alan Kemalist, Ulusalcı ve Sol çevreler asıl tehdidin rejim değil de, PKK olduğunu dolayısıyla bu tehdidi bertaraf etmek için rejimle diyaloga geçilmesi gerektiğini savunuyorlar.
Oysa Suriye’de bunca zulmün faili, icracısı Esed rejimini tehdit ve suç skalasında birincilik koltuğundan aşağıya indirmek Suriye’de yaşanan bunca acıya, zulme, ihanete sırt dönmek anlamına gelir. Böyle bir tutum ne İslami ilkeler, ne de insani değerler açısından asla kabul edilemez.
Türkiye’nin gizli-açık böylesine kuşatılması ve “dizginlenmesi gereken bir ülke” olarak görülmesinin altında İslâm dünyasında sahip olduğu potansiyelden duyulan korku var. Bu kesinlikle sloganik bir ifade değil. Tam bu noktada, hepimize düşen sorumluluklar var. Bunca hüsn-ü zanna ve bizden beklenenlere lâyık olmak için bu kardeşlerimize sahip çıkmaz zorundayız… Biz biliyoruz ki; zalimler, katiller, ikiyüzlüler eninde sonunda yenilecektir! Elbette bir gün Esed despotu da tarihin lanetli çöplüğündeki yerini alacaktır. Esed ve avenesi İran, Hizbullah, Rusya ve bilumum işbirlikçileri bugün olmasa bile yarın mutlaka ama mutlaka ateşi boylayacaktır ve güzel akıbet elbette her koşulda hakkı ve adaleti ayakta tutmaya azmeden şehitlerin; Rabbe, insanlığa ve eşyaya karşı sorumluluk bilincini kuşanan muttakilerin olacaktır! Ey aziz Suriye halkı, alçakça ve şerefsizce bombardımanlara ve dünyanın ikiyüzlü tutumuna rağmen şahadet kefenini kuşanarak mevzii terk etmeyen onurlu halk ve siz ey kararlılıkları, fedakârlıkları ve adanmışlıklarıyla göz dolduran Allah yolunun adanmış erleri; müsterih olun, sabredin; Allah’a and olsun ki cennet sizi bekliyor, düşmanlarınızı cehennem!”
Çorum’da şehir içi trafiğinin rahatlatılmasına yönelik çalışmalar kapsamında ana arterler başta olmak üzere bazı caddelerde paralı otopark sistemine geri dönülüyor.
Edinilen bilgiye göre, Çorum Belediyesi’nin talebi doğrultusunda İl Trafik Komisyonu şehir içi trafiği ile ilgili bazı kararlar aldı.
Önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklanması beklenen kararlardan biri de şehiriçi trafiğinin yoğun olduğu Gazi, İnönü ve Bahabey Caddesi başta olmak üzere Dr. İlhan Gürel Caddesi’nde paralı park sisteminin getirilmesi oldu.
Karar doğrultusunda Gazi ve İnönü Caddesi’ni kapsayan Atatürk Anıtı’ndan Abide Kavşağına kadar bölümde her iki yönlü paralı otopark sistemine geçilecek.
Bahabey Caddesi’nde ise, eski Bahçelievler Polis Karakolu’nun bulunduğu bölüme kadar paralı otopark uygulaması yapılacak.
Trafik Komisyonu’ndan ayrıca yine Belediye’nin talebi doğrultusunda özellikle de akşam saatlerinde trafik yoğunluğu yaşanan Dr. İlhan Gürel Caddesi’nde de paralı otopark sistemi getirilmesi kararı alındı.
Caddelerde paralı otopark uygulaması sabah saat 08.00’de başlayacak, yaz döneminde saat 21.00’de, kış döneminde ise saat 20.00’de sona erecek.
Komisyonda ayrıca, Belediye’nin, Farabi Caddesi’nde de paralı park talep ettiği, ancak bazı üyelerin karşı çıkması nedeniyle bu talebin kabul edilmediği öğrenildi.Bilindiği üzere Çorum’da şehiriçi trafiğini rahatlatmak adına paralı otopark sistemi geçmiş yıllarda da uygulanmıştı.
Çorum Belediyesi tarafından ihale edilen otoparklar, Çorumspor ve Çorum Belediyespor’a kiralanmış, kulüplerden de 3. Şahıslar kiralamış ve bu şekilde işletmeler yapılmıştı.Zaman zaman sıkıntıların yaşandığı paralı otopark uygulaması ile ilgili davalarda açılmıştı.
Hatta dönemin CHP Merkez İlçe Başkanı Ali Rıza Suludere’nin otopark görevlileri tarafından darp edilmesiyle de gündeme gelen caddelerde otopark uygulaması, Çorum Belediyesi tarafından düzenlenen bir anket neticesinde durdurulmuş ve caddelerde park ücretsiz hale getirilmişti.
Bir süre önce de ücretsiz park uygulaması süreli hale getirildi ve şu anda da süreli park uygulaması yapılıyor.Önümüzdeki günlerde hayata geçirilecek paralı park uygulamasının yönteminin nasıl olacağı, Belediye tarafından mı yoksa, kulüp veya başka şahıslar üzerinden de yapılacağı belli olacak.
Bilindiği üzere, Çorum Belediyesi, hali hazırda otopark konusunda geçtiğimiz günlerde bir adım attı ve Karakeçili Mahallesi’nde iki otoparkı kendi şirketi aracılığı ile işletiyor. Caddelerde de böyle bir yöntemin uygulanması bekleniyor.
Paralı park uygulamasının Çorumlular tarafından nasıl karşılanacağı, insanların tepkisinin ne olacağı, yetkili kurumların geçmişte yaşanan sıkıntıların tekrar yaşanmaması için ne tür önlemler alacağı merakla bekleniyor.
Selamet Uluslararası İnsani Yardım Derneği Çorum İl Temsilciliği’ne Ali Osman Tortum atandı.
Selamet Derneği hakkında da kısa bilgi veren Ali Osman Tortum şunları söyledi;
“Kuvvetin değil Hakkın üstün tutulduğu adil bir dünyanın tesis edilmesi için Milletimizin, İslâm Ümmeti’nin ve tüm insanlığın yaşadığı maddi ve manevi sorunlara dini ve milli değerlerimiz doğrultusunda çözüm önerileri sunacağız” dedi.
Ülkemizin ve tüm mazlumların yeniden Refah ve Selamet içerisinde yaşayacağı yeni bir dünya için var güçleri ile çalışacaklarını Belirten Tortum, “Derneğimize online bağış yapılabilmektedir. Bu hayırlı hizmetlerde tüm Çorum’lu hemşehrilerimizin de gereken ilgiyi göstereceğine gönülden inanıyoruz. www.selamet.org.tr” ifadelerini kullandı.
Çorum Belediyesi Kent Konseyi Kadın Meclisi ve Buharaevler Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ortaklığında “Aklımda” semineri düzenlendi.
Hayatımızın her alanında kullanılan plastiğin çevreye ve insana verdiği zararları konu alan seminere Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın’ın eşi Feyza Aşgın’ın da katıldı. Seminerde, Çorum Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü personeli Sosyolog Sena Şaziye Gökdoğan plastiğin kullanım alanları, geri dönüşümü ve zararlarının en aza indirilmesi noktasında bilgiler verdi.
Çorum Belediyesi olarak bu konuda farkındalığı en üst düzeye çıkartmak adına çeşitli faaliyetler düzenlediklerini belirten Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın’ın eşi Feyza Aşgın, “Plastik kullanımı çevreye ciddi zararları olan, ekolojik dengeyi olumsuz yönde etkileyen sonuçlara sebep oluyor. Birey olarak bizlerin plastiği hayatımızdan ne kadar çıkarabildiği konusu doğanın dengesinin de o kadar anlamına gelecek. Bu sebeple bu tür eğitimleri ve seminerleri önemsiyoruz” dedi.