Yazar: admin

  • Dünyanın en büyük radyo teleskobu çöktü

    Dünyanın en büyük radyo teleskobu çöktü

    Porto Riko’nun Arecibo kentinde bulunan ve yakın zamana kadar dünyanın en büyük radyo teleskobu olarak bilinen Arecibo teleskobu çöktü. Teleskop, yakın ve uzak uzayın incelenmesinde, Dünya’ya yaklaşan cisimlerin takibinde kullanılıyordu. Çöken teleskop, daha önce hasar nedeniyle hizmet dışı bırakılmıştı. 300 metrelik çanak ise James Bond’un Goldeneye adlı filminde yer almıştı.

    GÜMBÜRTÜYE BENZER BİR SES GELDİ

    Gözlem evinde 26 yıldır görev yapan Jonathan Friedman, Gümbürtüye benzer bir ses geldi. Ne olduğunu tam olarak biliyordum” dedi. Sesin ardından yüksek bir yere çıktığını ifade eden Friedman, çanağın bulunduğu yerde bir toz bulutunun oluştuğunu ifade etti.

  • iPhone’ları yavaşlatan Apple’a büyük şok

    iPhone’ları yavaşlatan Apple’a büyük şok

    Apple, Mart’ta ABD’de açılan bir davada davacılarla uzlaşmaya gitmiş ve 500 milyon dolar ödemeyi kabul etmişti. Şirket geçen ay da benzer bir davada 113 milyon dolar tazminat ödemişti.

    Euroconsumers adlı tüketici derneği, dünkü açıklamasında Belçika ve İspanya’daki dava başvurularının ardından birkaç hafta içinde İtalya ve Portekiz’de de dava açılacağını duyurdu.

    Dernek 2014-2020 yılları arasında satılan toplam üç milyon adet iPhone 6, 6 Plus, 6 S ve 6 S Plus’un her biri için 60’ar euro ödeme yapılmasını istiyor.

    İngiltere’de yayımlanan Financial Times gazetesine göre Euroconsumers yöneticilerinden Els Bruggeman, “ABD’deki tüketicilere gösterilen saygıyı Avrupa’daki tüketiciler de görmek istiyor” dedi.

    Bruggeman, “Apple telefonları yavaşlatacağını bilmesine rağmen bataryayla ilgili sorunları perdelemek için yazılım güncellemeleri yaptı” diye konuştu.

    Apple 2017’de eski iPhone’ların bataryalarının aniden bitmesini engellemek için yapılan güncellemelerin cihazları yavaşlattığını kabul etmişti.

    Apple’dan yeni davalarla ilgili olarak yapılan açıklamada ise “Müşterilerimizi yeni modellere teşvik için asla herhangi bir Apple ürününün ömrünü kısaltmayız ya da kullanıcı deneyimini zayıflatmayız” denildi.

    Belçika’daki davacıları temsil eden avukatlardan Bart Volders, Avrupa’da ABD’dekine benzer tüm kıtayı kapsayan bir toplu dava sistemi olmadığını, fakat ayrı davaların “kartopu etkisi” yapabileceğini söyledi.

  • Devletlerin güncel siber güvenlik stratejileri

    Devletlerin güncel siber güvenlik stratejileri

    Söz konusu fikri devrimle birlikte, 1990’lardan itibaren devletler siber uzayın sağladığı imkânları askerî kapasitelerini geliştirmede yeni bir fırsat olarak okumaya başladılar. Bu doğrultuda uluslararası sistemde küresel ve bölgesel güç konumunda olan birçok devlet, hatta uluslararası örgüt, kendi siber savunma ve saldırı yeteneklerini artırmak amacıyla siber güvenlik stratejileri ortaya koymaya başladılar ve bu süreçleri sürdürmek amacıyla da kurumsal yapılar tesis ettiler. Bu çerçevede ABD, Rusya, Çin, İran, İsrail ve İngiltere’nin etkili siber güvenlik kapasitelerine sahip oldukları iddia edilebilir.

    ABD’nin siber güvenlik stratejileri

    Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından, 1990 itibarıyla ABD, internetin sivilleşmesine ve ticarileşmesine ve küresel düzeyde yaygınlaşmasına, kendi hegemonyasının devamı anlamında özel önem vermiştir. Bu kapsamda ABD siber güvenlik stratejisini 2000’li yılların başına kadar bu amaç doğrultusunda geliştirmiştir. 2000 yılından sonraki dönemde ise siber uzayın sağladığı imkanları askerî kapasitesini geliştirmede bir fırsat olarak gören Rusya’nın da bu doğrultudaki planlarından dolayı, ayrıca gelişen siber espiyonaj kapasitesi kapsamında Çin kaynaklı tehditlerin artmasına istinaden, ABD de siber güvenlik stratejisinde askerî ve istihbarî hedeflerinin genişletilmesine yönelik bir eğilim içinde olmuştur.

    Bu noktada ABD’nin siber güvenlik stratejisini belirleyen temel belgelerin, sadece ilgili ABD kurumları tarafından yayımlanmış olan strateji dokümanları ile askerî ve güvenlik doktrinlerinden ibaret olmadığı da ifade edilmelidir. Zira federal sisteminin bir sonucu olarak, ABD’nin siber güvenlik stratejisinin şekillenmesinde ABD başkanlık direktifleri, ilgili kurumların kendi güvenlik alanlarına yönelik olarak ortaya koydukları stratejiler ve eyalet bazında yapılan siber stratejik planlamalar da ciddi öneme sahiptir. Bu kapsamda ilgili belgeler incelendiğinde, ABD’nin siber güvenlik stratejisi kapsamında temel olarak aşağıda özetle listelenen hedeflere odaklandığı ifade edilebilir.

    1. Kritik altyapıların korunması için ABD kamu ve özel sektörünün birlikte hareket etmesi,

    2. Siber uzay alanından gelebilecek saldırılara karşı kamu ve özel sektörün birlikte hareket etmesinin yanı sıra bu ortak hareket kabiliyetinin geliştirilmesi konusunda taktik ve planların ortaya konulması, özel sektörün siber uzay alanındaki görevlerini yerine getirme konusunda teşvik edilerek desteklenmesi ve tüm bu amaçlar kapsamında federal bir sistemin geliştirilmesi,

    3. ABD iş ve işveren kesimi ile tüm toplumun siber saldırılar karşısındaki farkındalığının artırılması, bu konudaki eğitim ve oryantasyon faaliyetlerine federal düzeyde önem verilmesi,

    4. Rusya’nın artan siber gücünün ve siber meydan okumalarının ABD’nin güvenliği için ciddi tehdit oluşturması nedeniyle, bu tehditlerin ortadan kaldırılması doğrultusunda planlar geliştirilmesi,

    5. Çin’in özellikle siber casusluk faaliyetleri alanında ABD için tehdit oluşturması nedeniyle, ABD’nin teknolojik yeniliklerini ve özel sektörünün ticari çıkarlarını korumak için gerekli tedbirleri alması,

    6. Tarım ve gıda sektörlerindeki, içme suyu ve kamu sağlığı ve acil müdahale sistemlerindeki, sosyal güvenlik, bilgi ve telekomünikasyon altyapılarındaki, enerji, ulaşım, bankacılık ve finans ve kimya sektörlerindeki, posta ve gemicilik sistemlerindeki tüm resmi bilgisayar, yazılım ve ağ teknolojilerinin ulusal kritik altyapılar olarak tanımlanarak bu alanların siber saldırılara karşı korunması,

    7. Siber uzayın küresel düzeyde ortak kullanım alanları olduğu, bu alanların mal ve hizmetlerin, fikirlerin, girişimcilerin ve sermayenin serbest dolaşımının sağlanması için güvenli ve özgür olması gerektiği, bu kapsamda da ABD’nin söz konusu serbestlik imkânlarını sağlamak için her türlü tedbiri alması, bu kapsamda internetin parçalanmasına (fragmentation of internet) yönelik Rusya ve Çin kaynaklı teknik ve idari tedbirlerle küresel düzeyde mücadele edilmesi,

    8. ABD’nin müttefik ülkelerin istikrarını bozmayı hedefleyen siber saldırılara karşı, ilgili ülkelere tam destek vermesi.

    Rusya’nın siber güvenlik stratejileri

    Sovyetler Birliği’nin Soğuk Savaş döneminde ABD ile tecrübe ettiği askerî rekabetin bir sonucu olarak sahip olduğu teknoloji altyapısı ve nitelikli mühendis işgücü, Soğuk Savaş sonrası dönemde büyük ölçüde Rusya’ya aktarılmıştır. Rusya bu potansiyelden özellikle 2000’li yıllar sonrasında askerî gücünü geliştirme hedefiyle ciddi şekilde istifade etmiştir. Bu kapsamda Rusya’nın, günümüzde siber savunma ve saldırı kapasitesine yaptığı teknolojik yatırımlarla birlikte, istihbarat servisleri, bu servislerle bağlantılı olarak faaliyet gösteren siber kriminal suç örgütleri, silahlı kuvvetlerinin ağ teknolojileri temelli askerî imkânları, tüm bu faaliyetleri küresel ölçekte destekleyen uluslararası medya kuruluşları ve sosyal medya imkânlarından da istifade edebilen diğer enformasyon savaş enstrümanlarını birlikte kullanabilen küresel bir siber güç haline geldiği değerlendirilebilir.

    Ayrıca Rusya günümüzde siber espiyonaj, siber kontrespiyonaj, dezenformasyon, elektronik savaş, psikolojik savaş ve propaganda, siber saldırı gibi faaliyet ve planları kapsayan geniş bir enformasyon savaşı kabiliyetine sahip olma yolunda ciddi bir gayret içinde. Rusya böyle etkin bir siber güce ulaşarak, siber uzaydaki yeniliklerin sağladığı imkân ve fırsatları, dış politika hedeflerine ulaşmak amacıyla kullanmayı planlamakta. Bu çerçevede Rusya’nın dış politika alanında sorun yaşadığı Estonya’ya 2007 yılında, 2008 yılında Gürcistan’a ve Litvanya’ya, 2009 yılında Kırgızistan’a ve 2014 yıllında Ukrayna’ya yönelik DDoS atakları şeklinde siber saldırılar gerçekleştirdiği de iddia edilmekte.

    Vladimir Putin’in devlet başkanı olmasıyla birlikte Rusya askerî ve ekonomik kapasitesini artırarak yeniden küresel düzeyde etkin olmak amacıyla stratejiler geliştirmekte. Bu noktada Rusya’nın siber güvenlik stratejisinin ana hedeflerini anlamak için, Rusya’nın gayrı resmî savaş doktrini olarak kabul edilen ve kimi analistlerce “hibrit savaş” veya “bulanık savaş” (non-linear) gibi kavramlarla açıklanan Gerasimov doktrininden bahsetmek gerekecektir.

    Gerasimov doktriniyle ortaya konulan prensipler dahilinde Rusya, askerî niteliğe sahip olmayan yöntemleri, askerî kapasitesine dahil ederek, daha az konvansiyonel güçle, dolayısıyla da daha az insan kaybı ve maliyetle sıcak çatışma süreçlerini yönlendirmeyi ve yönetmeyi amaçlamıştır. Bu bağlamda, askerî bir müdahale öncesinde hedef bölge, ülke, topluluk ya da devlete yönelik siber saldırılarla avantaj sağlanması, hedefin yıpratılması, psikolojik savaş yöntemleriyle baskı altına alınması, moralinin bozulması, savunma direncinin kırılması, kritik altyapılarına zarar verilerek, ekonomisinin zarara uğratılması varılmak istenen hedefler arasındadır.

    Rusya’nın siber güvenlik stratejisi kapsamında son yıllarda ön plana çıkan diğer bir hedef ise internetin denetimi ve yönetimi alanında ABD’nin sahip olduğu küresel hegemonyanın kırılması. Bu amaç doğrultusunda Rusya kendi ulusal yazılım ve donanımlarını geliştirmekte, Rus gençliğinin yerli sosyal medya uygulamaları kullanmalarını teşvik etmekte, ulusal siber uzay alanını küresel siber uzaydan ayıracak şekilde internet denetimlerini artırmakta, kamusal alanda wi-fi kullanımını denetlemekte, VPN uygulamalarını sınırlandırmakta ve yerli anti-virüs programlarını geliştirmektedir. Tüm bu gelişmeler literatürde, internetin hükümet destekli olarak parçalanması (governmental fragmentation) kavramı altında analiz ediliyor. Rusya’nın söz konusu adımları ise ABD ve diğer Batılı ülkeler tarafından “internetin sansür edilmesi” olarak görüldüğünden şiddetle eleştiriliyor.

    Çin’in siber güvenlik stratejileri

    Çin geniş yüzölçümü, büyük nüfusu ve hızla geliştirdiği ekonomik ve askerî altyapısı sayesinde son yıllarda önemli bir küresel güç haline gelmiştir. Bu nedenle Çin yönetimlerinin gerek askerî ve siyasi gerek ekonomik ve teknolojik alanlarındaki düşünce, niyet ve planları diğer devletlerce yakından takip edilmektedir. Ayrıca dünya genelindeki 3,4 milyar internet kullanıcısının 721 milyonunun Çin’de olduğu düşünüldüğünde, küresel ölçekli siber güvenlik stratejilerinin belirlenmesi konusunda Çin’in önemi ve etkisi tartışılmaz.

    Öte yandan Çin’in söz konusu kullanıcı oranıyla uyumlu şekilde, dünyanın en geniş siber güvenlik uzman topluluğunu elinde bulundurduğu da hatırda tutulmalı ve böyle büyük bir internet topluluğunun denetim, kontrol ve yönetiminin etkili bir kurumsal altyapının ve stratejinin oluşturulmasına ihtiyaç duyduğu bilinmeli. Çin günümüzde ABD ve Rusya’yla birlikte siber uzay alanını domine etme yeteneğine sahip bir küresel siber güç konumuna ulaşmış durumda. Çin sahip olduğu siber kapasitesini, iç güvenliğinin ve istikrarının korunması doğrultusunda, öncelikle savunma ve ardından özellikle siber espiyonaj operasyonları dahilinde saldırı amacıyla dizayn etmeye çalışıyor. Bu kapsamda Çin’in siber güvenlik stratejisinin temelde ekonomik, politik ve askerî hedeflerinin olduğu iddia edilebilir.

    Söz konusu hedefler ise temel olarak aşağıda belirtildiği şekilde sıralanabilir:

    1. Ekonomik büyüme ve istikrarın sağlanabilmesi için önemli etkiye sahip yeni nesil teknolojilerin siber espiyonaj operasyonları kapsamında temin edilmesi,

    2. Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) ülke yönetimindeki etkinliğinin sürdürülmesi için internetin denetlenmesi ve böylelikle yerel muhalif hareketlerin, ayrılıkçı odakların ve olası toplumsal kalkışmaların kontrol edilmesi,

    3. Ağ teknolojileri merkezli hasım enformasyon savaşı planlarına karşı tedbirler geliştirilmesi, ülkenin iç işlerine müdahaleye yönelik faaliyetlere karşı konulması,

    4. Yabancı istihbarat servislerinin Çin aleyhine planladığı siber espiyonaj faaliyetlerine karşı etkili bir kontrespiyonaj yapısının tesis edilmesi,

    5. Siber uzay alanı kaynaklı yeni nesil teknolojilerin verdiği imkanlar dahilinde askerî kapasitenin desteklenmesi, aynı zamanda potansiyel hasım askerî güçlerin kritik altyapılarına karşı planların hazırlanması,

    6. Hedef bölge ve yönetimlere karşı ağ teknolojileri merkezli enformasyon savaşı stratejileri ve siber saldırı faaliyetlerinin organize edilebilmesi.

    Çin de Rusya gibi internetin denetimi ve yönetimi konusunda ABD’nin sahip olduğu küresel hegemonyanın kırılmasını istiyor. Bu amaç doğrultusunda, Rusya’ya benzer şekilde millî yazılım, donanım ve akıllı telefonlarını geliştirmekte, Çin gençliğinin ABD kökenli sosyal medya uygulamaları kullanmalarını denetlemekte, internet denetimlerini artırmakta, kamusal alanda wi-fi kullanımını ve VPN uygulamalarını yasaklamaktadır. Çin tüm bu gelişmeler ışığında, tıpkı Rusya gibi, ABD ve diğer Batılı ülkeler tarafından internetin sansür edilmesi başlığı altında şiddetle eleştirilmekte.

    İngiltere’nin siber güvenlik stratejileri

    İngiltere’nin güncel siber güvenlik politikasının temel hedeflerini “Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi 2016-2021” başlıklı belgenin tetkiki kapsamında ortaya koyabiliriz. Söz konusu belgede siber uzay kaynaklı riskler, İngiltere’nin ekonomik çıkarları ve ulusal güvenliği için en büyük tehdit kaynağı olarak gösteriliyor. Bahse konu strateji belgesi, siber tehditlere karşı güvenli, dayanıklı ve kendine güvenen bir İngiltere yaratmak için yeni bir vizyon ortaya koyuyor. Söz konusu belgede, İngiltere’nin her zaman siber güvenlik faaliyetlerinin ön saflarında yer almaya gayret edeceği ve bu yeni stratejiyle siber güvenliğin sağlanmasına yönelik küresel çabalara da katkı sağlayan bir modelin geliştirilmesinin hedeflendiği de vurgulanıyor. Bu kapsamda İngiltere’nin Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi 2016-2021 isimli belgede üç önemli hedefe yönelen bir eylemler dizisi ortaya koyduğu ifade edilebilir.

    1. Savunma: İngiliz hükümetleri, ulusal bilişim altyapısının savunmasını güçlendirmeyi ve İngiltere’nin kritik verilerini ve sistemlerini hedef alan siber tehditlere karşı korunmayı sağlamalıdır. Bu hedefin başarılması konusunda ise kamu ve özel sektör birlikte hareket etmelidir.

    2. Caydırıcılık: İngiltere siber tehditlere karşı mevcut aktif ve pasif mukavemet unsurlarını güçlendirmeli ve etkin bir caydırıcılık algısı oluşturmalıdır.

    3. Kalkınma: İngiliz hükümetleri siber tehditlere karşı İngiltere’nin siber kapasitesini geliştirmelidir. Bu kapsamda İngiltere’nin büyüyen siber güvenlik endüstrisinin kalkınmasına destek verilmelidir.

    Belirtildiği üzere, İngiliz siber güvenlik stratejisi ağırlıklı olarak ticarî çıkarların korunması hedefine odaklanmaktadır. Bu kapsamda finans kurumları, bankalar, sigorta şirketleri, telekomünikasyon şirketleri, turizm acenteleri siber tehditlere en çok maruz kalan sektörler olarak belirlenmiş ve bu sektörlerin kritik altyapılarının korunması amacına daha çok odaklanılmıştır. İngiltere’nin siber güvenlik stratejiyle ilgili olarak öne çıkan bir başka husus ise uluslararası işbirliğine yapılan vurgu. Bu noktada İngiltere başta NATO ve Avrupa Birliği (AB) olmak üzere, G-7 ve G-20 çatısı altında siber güvenliğin sağlanmasına yönelik tüm işbirliği süreçlerine katkı sağlamayı önemli bir hedef olarak görmektedir.

    İsrail’in siber güvenlik stratejileri

    Orta Doğu bölgesinin de içinde bulunduğu güvenlik şartları ve güvenlik algıları, 1950’lerden bu yana İsrail’i etkili savunma stratejileri geliştirmeye itmiştir. Bu kapsamda, 1953 yılında dönemin Başbakanı David Ben-Gurion tarafından kabul edilen savunma strateji belgesinde yer alan “Güvenlik Üçgeni” konseptinin İsrail’in güncel siber güvenlik stratejisin arka planında yer alan tarihi akıl olduğu ileri sürülebilir. Söz konusu stratejik akıldan hareketle, İsrail savunma sisteminde caydırıcılık tesis etmek istemekte, erken uyarı sistemlerine sahip olmayı hedeflemekte ve kesin operasyonel zafer hedefine odaklanmış bir silahlı kuvvetler oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu noktada, etkili siber savunma ve saldırı kapasitesi geliştirmenin, İsrail’e söz konusu üç hedefe ulaşma noktasında büyük oranda katkı sağlayacağı ortadadır.

    Bu hedeflerle birlikte, özellikle 2010 yılı sonrasında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun kişisel inisiyatifiyle, İsrail etkili siber savunma ve saldırı kapasitesini geliştirmek adına ciddi bir atılım içinde olmuştur. Söz konusu planlar dahilindeki ulusal güvenlik stratejileri kapsamında yönlendirilen kamu-özel sektör ortaklığı ve akademik çevrelerin işbirliğiyle birlikte, İsrail kısa sürede ABD, Rusya ve Çin’den sonra siber uzayda etkili bir güç haline gelmiştir. Dahası, İsrail söz konusu stratejik planlarıyla küresel siber güvenlik ekonomisinde örnek bir model olarak karşımıza çıkmıştır. Söz konusu kamu-özel sektör ortaklığı ve akademik çevrelerle işbirliği modeliyle kastedilen, İsrail’deki kamu otoritesinin, siber güvenlik alanında, özel sektörü ülkenin güvenliği ve ticari menfaatleri doğrultusunda somut ekonomik programlarla teşvik etmesi, bu teşvikle uyumlu bir şekilde İsrail’in çeşitli üniversitelerinin ve araştırma merkezlerinin siber güvenlik alanında Ar-Ge çalışmalarına ağırlık vererek bu alanda sürekli yeni ürünler ortaya koymasıdır.

    Bu kapsamda İsrail, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine göre, bilimsel Ar-Ge harcamalarına GSMH’sinin yüzde 4’ü civarında (10 milyar avro) bir pay ayırarak bu konuda dünyanın önde gelen devletlerinden biri konumuna ulaşmıştır. Dahası, İsrail’in bilgi, komünikasyon ve teknoloji sektörü hızla büyümektedir. 2014 yılında İsrail’in global siber güvenlik sektöründeki payı ise yüzde 8 büyüyerek 6 milyar Amerikan dolarına ulaşmıştır. Öte yandan 2016 yılı için, İsrail’de siber güvenlik endüstrisinde 350’den fazla irili ufaklı firmanın ticari faaliyet sürdürdüğü bilinmektedir. Bahse konu sayı 2017 yılında hızla aratarak 420 aktif firmaya ulaşmıştır. Söz konusu siber güvenlik firmalarının 26’sı 2017 yılı için dünyanın en aktif ve hızla büyüyen ilk 500 siber güvenlik şirketi arasında yer almaktaydı.

    Kidma Programı, İsrail Ulusal Siber Bürosu (INCB), Sanayi Bakanlığı ve İsrail Ticaret ve İşçi Birliği’nin desteğiyle 2013 yılında başlatılmıştır. Projenin amacı, İsrail’in siber güvenlik sektörünü kalkındırmak amacıyla bu sektöre yönelik Ar-Ge harcamalarına kamu desteği sağlamaktır. Kidma Programı İsrail’in kamu-özel sektör ve akademi çevreleri işbirliğine dayanan siber güvenlik ekonomi modelinde çok önemli bir rol oynamaktadır.

    Görüldüğü üzere, bahse konu tarihsel dinamikler, bu dinamiklerin ortaya çıkardığı kurumsal yapılar ve resmî belgeler ve bunların belirlediği istikamette gelişen kamu-özel sektör ve akademi çevreleri işbirliğine dayanan İsrail siber güvenlik modeli, küresel düzeyde ekonomik açıdan İsrail’i siber uzayı domine etme imkan ve kabiliyetine sahip bir siber güç haline getirmiş durumdadır.

    İran’ın siber güvenlik stratejileri

    İran’ın siber saldırı stratejisini geliştirmeye yönelik planları, 2010 yılında ABD ve İsrail tarafından planlandığı iddia edilen ve nükleer tesislerini hedef alan Stuxnet saldırısı sonrasında bir misilleme refleksiyle hız kazanmıştır. Ancak ilk etapta bir misilleme motivasyonuyla hızlanan İran’ın siber saldırı kapasitesini geliştirmeye yönelik gayretleri, ilerleyen dönemlerde alınan tedbirlerle, İran’ı siber uzayda etkili bir aktör haline getirme hedefine dönüşmüştür. Bu kapsamda İran güçlü bir siber saldırı kapasitesine sahip olmayı ulusal amaç edinmiştir. Söz konusu hedefin arka planında ise temelde, küresel güç olmayan İran’ın Orta Doğu’da ABD, Suudi Arabistan ve İsrail’e karşı verdiği güç mücadelesinde siber uzayın sağladığı asimetrik avantajlardan yararlanmak istemesi yatmaktadır.

    İran’ın siber saldırı kapasitesini artırmak istemesinin bir diğer nedeni ise Stuxnet saldırısı örneğinde olduğu gibi ABD, İsrail veya bir başka hasım devlet tarafından düzenlenecek olan siber saldırılara karşı caydırıcılık tesis etmek istemesidir. Ayrıca etkili bir siber saldırı kapasitesine sahip olmanın İran’a, gelecek dönemde gerçekleşme ihtimali olan herhangi bir konvansiyonel saldırıya karşı askerî caydırıcılık sağlayacağı da açıktır.

    İran’ın siber saldırı kapasitesinde ise siber politikalarının belirlenmesinde çatı organizasyon olan Siber Güvenlik Yüksek Konseyi, Devrim Muhafızları, İran İstihbarat Bakanlığı, Siber Komutanlık ile bu kurumlarla irtibatlı vekil (proxy) bir yapılanma olan İran Siber Ordusu’nun önemli rolü bulunuyor. İran siber uzayın anonim doğasının sağladığı avantajlardan maksimum düzeyde istifade ederek sadece kendi ülkesinde değil, ülkesi dışında da vekil yapılanmalar şeklinde organize olan gruplara destek vermekte. Bu itibarla İran devleti ile irtibatlı olduğu iddia edilen Hizbullah’ın, Yemen Siber Ordusu’nun ve Suriye Elektronik Ordusu’nun İran’ın siber saldırı kapasitesinde önemli etkinliği mevcut.

    Öte yandan İran’ın iç ve dış savunma öncelikleri temel olarak rejimin ve heterojen bir toplumsal yapıya sahip olan ülkenin bütünlüğünün ve siyasi bağımsızlığının korunması, İran toplumunun ve Ortadoğu’da Şii mirasının ve varlığının korunması ve geliştirilmesi, bölgesel güç rolünün sağlanması, bölgesel tehdit olarak algılanan devlet ve gruplara karşı avantaj sağlanması, bölgesel liderlik mücadelesinde etkinliğinin artırılması, ülkesinin bütünlüğünü ve siyasi bağımsızlığını hedef alan dış müdahalelerle mücadele etmek istenmesi şeklinde özetlenebilir. Bu kapsamda İran’ın siber saldırı hedeflerinin, İran’ın geleneksel iç ve dış savunma öncelikleriyle uyumlu bir şekilde belirlendiği görülüyor.

    Sonuç olarak, İran’ın siber kapasitesinin, savunma ve saldırı yönünden, 2010 yılından sonra yapılan plan ve yatırımlarla hızla gelişmeye başladığı ifade edilebilir. Ancak İran’a uygulanan ambargo ve ülkenin uluslararası sistemden izole edilmesi, İran’ın teknolojik olarak daha sofistike imkanlara sahip bir siber saldırı kapasitesi geliştirmesini engelliyor. Ayrıca siber kapasitesi dış yardımlara muhtaç vaziyette olan İran, etkinliğini daha profesyonel bir aşamaya çıkaramamaktadır.

  • Kullanıcılar 5 yılda bir bilgisayarlarını değiştiriyor

    Kullanıcılar 5 yılda bir bilgisayarlarını değiştiriyor

    Pandeminin ardından bilgisayar pazarını nasıl değerlendiriyorsunuz? İlgi nasıl?

    Bilgisayar piyasasını ve satışlarını olumlu yönde etkileyen bir süreç oldu. Pandemi sonrasında hayatımıza giren uzaktan eğitim ve ‘home office’ çalışma ciddi anlamda bilgisayar talebini arttırdı. Normal şartlarda hiç bilgisayar ihtiyacı olmadığını düşünen kişilerin bile bilgisayar ihtiyacı ortaya çıktı. Bu da talebin artmasına neden oldu, firmalar arası rekabeti arttırdı ve müşterinin çok daha fazla alternatife sahip olmasını ve çok daha fazla avantajlar yakalayabilmesini sağladı.

    Okulların kapanması ve uzaktan eğitimin başlamasıyla EBA gibi uzaktan eğitim aplikasyonları her evde günlük kullanım ihtiyacı haline geldi. Öğretmenler ve öğrencilerin derslerini takip edebilmesi için bilgisayar ihtiyacı doğdu. Bu da bilgisayar talebinde yaklaşık yüzde 40 gibi bir artışa sebep oldu.

    Evden çalışma sistemine geçen şirketlerde masaüstü bilgisayarların yerini laptop bilgisayarlar aldı. Evden çalışma sistemine alt yapısı müsait olan birçok şirket sadece bir notebook ile bütün işlerini evden yürütebileceğinin farkına vardı, hatta çoğu firma bu sayede birçok ofis maliyetini minimuma indirdi ve kara geçti.

    Pandemi öncesinde bilgisayar sirkülasyonu nasıldı? Laptop değiştirme sıklığı nedir?

    Bundan yaklaşık birkaç yıl önce Türkiye; Avrupa ve dünya ile kıyaslandığında bilgisayar penetrasyonunda alt sıralarda yer alıyordu. Pandeminin ardından bu sıralamada çok ciddi değişiklikler olduğunu ve üst sıralara doğru yükseldiğimizi net bir şekilde görebiliyoruz. Pandemiyle birlikte tüketiciler, mobil cihazlardan ziyade Windows işletim sistemli bilgisayarlarla daha üretken olduklarının ve çok daha etkin işler yapabildiklerinin farkına vardılar ve bu farkındalık bilgisayar ve tablet talebinin artmasına neden oldu.

    Aynı zamanda Android tabanlı(open source) işletim sistemi özellikleri sayesinde gençler yazılım anlamında da kendilerini gösterecekleri bir alan buldular. (oyun geliştirme, aplikasyon geliştirme, kod yazılımı gibi…) Standart bir kullanıcının ortalama tablet kullanım süresi 2 yıl iken, notebook değiştirme sıklığı 5 yıl olarak karşımıza çıkıyor. Bu da teknolojinin her geçen gün ne kadar hızlı değişip geliştiğini ve tüketicilerin de her geçen gün teknoloji ihtiyaçlarının ne kadar hızlı değiştiğini bize gösteriyor.

    Sektörde pazar payınız ne durumda?

    Teknolojiyi herkes için ulaşılabilir kılmak istiyoruz. Bu sebeple uygun fiyatlı ve modern tasarımlı bilgisayarlara odaklandık. Bundan 6 sene önce giriş seviye bilgisayarlarımız ile hanelere girdik. Bugün ise artık giriş seviyesinden Intel i5 işlemcili bilgisayarlara kadar uzanan ürün portföyümüz var.

    Dünyanın önde gelen teknoloji şirketleriyle aynı fabrikalarda üretim yapıyoruz. Microsoft ve Intel gibi şirketlerin Official Bussiness Partner’ı olarak çalışıyoruz. Ayrıca piyasadaki uluslararası rakiplerimize göre de yerli marka olduğumuzdan organizasyon ve operasyon maliyetleri düşürebiliyoruz.

    2021 hedeflerinizden bahsedebilir misiniz?

    Türkiye’de en çok satılan ilk 3 tablet markasından biriyiz. 2021 yılında da değişen teknoloji ihtiyaçlarına odaklanarak tüketicinin talebini karşılamak için çalışmaya devam edeceğiz. 2021 yılı üretim planlamalarımızı şimdiden tamamladık diyebiliriz. Tablet tarafında 10 inç ve 7 inç modellerine olan talebin artacağını düşünüyoruz ve bu noktaya odaklandığımızı rahatlıkla söyleyebiliriz. Notebook tarafında ise giriş seviyesindeki talebi karşılamak için Celeron işlemci ihtiyacına yoğunlaşıyoruz.

    Pandemi ile birlikte artan bilgisayar ve tablet talebi 2021’de de aynı hızda yükselmeye devam edecek gibi görünüyor. Uzaktan eğitim ve evden çalışma modellerinin hayatımızın artık bir parçası haline gelmesiyle birlikte bilgisayar veya tablet olmadan bir noktada puzzle’ın bir parçası eksik kalmış oluyor.

  • ‘Yerli 5G için hızlı adımlarla çalışıyoruz’

    ‘Yerli 5G için hızlı adımlarla çalışıyoruz’

    Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı Ömer Abdullah Karagözoğlu, video konferans yöntemiyle yapılan etkinlikte yaptığı konuşmada, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla, bilgi ve iletişim teknolojilerinin öneminin yaşanarak görüldüğünü söyledi.

    Fiziksel mesafeler artarken, teknolojiyle mesafelerin kapandığını ifade eden Karagözoğlu, bugün itibarıyla Türkiye’nin fiber altyapı uzunluğunun 413 bin kilometreyi aştığını, toplam geniş bant internet abone sayısının da yaklaşık 81 milyona ulaştığını bildirdi.

    Karagözoğlu, “Geniş bant internet abonelerinin 65 milyonu mobil, 16 milyonu ise sabit geniş bant hizmeti alırken, geçen 3 aylık dönemde oluşan yaklaşık 9 milyon terabayt toplam trafiğin 7,1 milyonu sabit, 1,8 milyonu ise mobil aboneler tarafından kullanılmış ve bir yıl öncesine göre kullanım yüzde 50’den fazla artış göstermiştir.” diye konuştu.

    Kamu hizmetlerinde sayısal dönüşümün etkilerini giderek artırdığına işaret eden Karagözoğlu, güncel verilere göre 700’e yakın kurum ve kuruluşun, 5 bin 300 civarında hizmetinin e-Devlet Kapısı üzerinden kayıt yaptıran 51,5 milyonu aşan vatandaşa ulaştığı bilgisini verdi.

    “Milli 5G için hızlı adımlarla çalışıyoruz”

    Karagözoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından başlatılan “Milli Teknoloji Hamlesi”ne, kurum olarak tüm güçleriyle destek olduklarına dikkati çekerek, “Uçtan uca yerli ve milli 5G hedefimiz doğrultusunda paydaşlarımızla daha da hızlı adımlarla çalışmalarımıza devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Siber saldırıların gün geçtikçe artmasına değinen Karagözoğlu, BTK bünyesindeki USOM ile siber tehditleri önlemek amacıyla alarm, uyarı ve duyurulara ilişkin faaliyetler yürüttüklerini, kritik durumlarda yerinde müdahale ekipleriyle olayların kontrolünün sağlanmasında önemli bir rol üstlenildiğini dile getirdi.

    4 binden fazla siber güvenlik uzmanı iş başında

    Karagözoğlu, Türkiye’nin siber güvenliğini sağlamak için büyük bir ekiple çalıştıklarını vurgulayarak, “SOME’ler, kurumların ve kritik altyapı sektörlerinin korunmasına yönelik olarak USOM’un koordinasyonunda 7/24 görevlerinin başında yer alıyor. Teknik seviyede USOM, sektörel SOME’ler ve kurumsal SOME’ler olarak şekillenen siber güvenlik yapılanmamızda, SOME İletişim Platformuna kayıtlı 4 binden fazla siber güvenlik uzmanı, ülkemizin siber sahasını koruyor.” bilgisini verdi.

    Siber güvenliğin farklı alanlarında BTK Akademi ve USOM tarafından 4 bin 500’ün üzerinde kişiye eğitim verdiklerini aktaran Karagözoğlu, şu değerlendirmede bulundu:

    “Biz ülkemizin gençliğine güveniyoruz. Fırsat verildiğinde gerekli eğitimleri aldıklarında gençlerimizin büyük başarılara imza atacaklarına inanıyoruz. Bu yolda eğitim ve kapasite geliştirme çalışmalarımız salgın döneminde de çevrimiçi ortamlarda devam ediyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı ile yürüttüğümüz ‘1 Milyon Yazılımcı Projesi’ ile de kamuda ve özel sektörde, bilgi teknolojileri alanında kariyer sahibi olmak isteyen vatandaşlarımız, BTK Akademi Eğitim Portalı üzerinden 13 kategoride,  31 eğitimden yararlanarak iş analisti, network uzmanı, web tasarım uzmanı, siber güvenlik uzmanı, yazılım geliştirme uzmanı ve benzeri iş gruplarında istihdam edilmek üzere kendilerini yetiştirebilme imkanı elde ediyorlar.”

    “Güven kritik faktör”

    Kovid-19 salgınıyla mücadelede, verilerin etkili ön müdahalelerin oluşturulmasında kritik rol oynadığının görüldüğünü belirten Karagözoğlu, “Veri paylaşımının ve veriye dayalı analizlerin, iyileşme ve direnç oluşturma aşamasında önemli bir rol oynayacağını görüyoruz. Verilerin sağladığı kolaylıklardan faydalanırken, burada en önemli husus kişisel verinin korunması ve mahremiyetinin sağlanması konusunda gerekli tedbirlerin alınmış olması ve güvenliğinin sağlanması. Son yıllarda kişisel verilerin üretimi ve paylaşımının da arttığını görüyoruz. Yapay zeka, nesnelerin interneti ve büyük veri analitiği gibi veri açısından zengin teknolojilerin hızla ortaya çıkmasıyla birlikte, ‘güven’ ekonomilerin ve toplumların sayısal dönüşümünde güçlü bir şekilde kritik bir faktör olmaya devam ediyor.” dedi.

    Kamu ve tüm paydaşların bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişimine destek olurken, bilgi güvenliğini en üst düzeyde sağlamak adına tüm gayretlerini göstermeleri gerektiğini ifade eden Karagözoğlu, “Bu sürecin içinde yer alan paydaşların aynı dili konuşması büyük önem arz ediyor. Ortak dilin oluşturulması, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması anlamında bu tür etkinliklerin önemli platformlar olduğuna inanıyorum.” diye konuştu.

    “Türkiye’nin verisi Türkiye’de kalmalı”

    Bilgi Güvenliği Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Hamdi Atalay da güvenli veri paylaşımı ve verilerin uluslararası dolaşımda güvenli kullanılabilmesinin önem taşıdığını vurguladı.

    Atalay, “Türkiye’nin verisi Türkiye’de kalmalı. Veriler artık tüm ülkelerin ve kurumların altın değerindeki hazineleridir. Bunların kıymeti bilinmeli, bunlardan yararlanmalı ve bunlar korunmalıdır.” ifadelerini kullandı.

    Veri merkezlerinin gelişip büyüyebilmesi için veri merkezleri pazarı ve iş alanının teşvik edilmesi gerektiğini dile getiren Atalay, altyapının iyileştirilmesinin de önem taşıdığını kaydetti.

  • Türk Hızlandırıcı ve Işınım Laboratuvarı TARLA araştırma altyapısına dönüştü

    Türk Hızlandırıcı ve Işınım Laboratuvarı TARLA araştırma altyapısına dönüştü

    Ankara Üniversitesinden yapılan açıklamaya göre, Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar, üniversite yönetimi, TARLA araştırmacıları ve akademisyenlerin katılımıyla Senato Salonu’nda protokol töreni gerçekleştirildi.

    Törende konuşan Rektör Ünüvar, vizyoner adımlarla hem ülkelerine hem de insanlığa hizmet ettiklerini belirterek, Türkiye’nin oldukça yüksek bilimsel üretim kapasitesine sahip ve beşeri sermayede dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olduğunu söyledi.

    Geçmişten bugüne “Devrim” arabaları ve uçak üretimi gibi konularla Türkiye’nin gücünün her fırsatta gösterildiğini ifade eden Ünüvar, TARLA’nın da bu anlamda önemli çalışmalara imza atacağına ve CERN gibi konuşulan işler yapan bir merkez olarak anılacağına inancını dile getirdi.

    Niteliği her geçen gün artırmaya kararlı olduklarını vurgulayan Ünüvar, “TARLA da artık ulusal araştırma altyapısı olarak tanımlanarak bilim ve endüstriye sağlayacağı altyapıyla bilim insanlarının araştırmaları neticesinde geliştirdiği inovatif teknolojinin endüstri ve sanayiye aktarılması için aracı olacak. Bu vesileyle ülkemizdeki bilimsel araştırmaların endüstri ve sanayiye uygulanması ve teknolojiye dönüştürülmesi yönünde önemli adımlar atılacak.” ifadelerini kullandı.

    Bölgedeki tek hızlandırıcı tabanlı araştırma altyapısı

    Bulunduğu konum itibarıyla Avrupa Birliği ve Doğu Akdeniz ülkeleri arasındaki coğrafi boşluğu tamamlayacak özelliğe sahip TARLA, bölgede tek hızlandırıcı tabanlı araştırma altyapısı olma niteliği taşıyor.

    Hızlandırıcı tabanlı bir araştırma altyapısı olarak TARLA’nın benzerleri ile küresel ölçekte rekabet edebileceği, yerli sanayinin katma değeri yüksek teknolojilerde yetkinliğini ve teknik uzmanlığını artırarak sosyoekonomik gelişimine büyük katkı sunacağı, ürettiği elektron demeti ve ışınım kaynakları ile enerji, uzay teknolojileri, nükleer teknolojiler, sağlık bilimi ve teknolojileri, savunma ve malzeme bilimi gibi stratejik alanlarda modern araştırmaların Türkiye’de de yapılmasına olanak sağlayacağı öngörülüyor.

  • Siber suçlular saldırılarını ‘bulut’ ile hızlandırıyor

    Siber suçlular saldırılarını ‘bulut’ ile hızlandırıyor

    Uzmanlar, yeni bir siber suç sınıfı belirledi. Siber suçlular saldırılarını daha hızlı yapabilmek için bulut hizmetlerini ve teknolojilerini kullanıyor. Bu durum işletmelerin saldırıları daha hızlı tespit ederek ve müdahale etmesini gerektiriyor.

    Trend Micro yaptığı araştırma sonucunda karanlık ağlarda (dark web) satışa sunulan terabaytlarca iş verisi ve Amazon, Google, Twitter, Facebook, PayPal gibi popüler sağlayıcılar için kullanılan oturum açma bilgisi buldu. Bu kritik veriler, depolandıkları bulut kayıtlarına erişilerek karanlık ağlarda satışa çıkarılıyor. Siber suçlular çalınan hesap sayısı arttıkça daha fazla para kazanıyor. Dahası verinin çalınmasıyla, çalıntı verinin kötü amaçlı yöntemlerde kullanılması arasındaki süre daha önce haftalar sürerken siber suçluların bulut teknolojilerini kullanımı sayesinde günlere hatta saatlere kadar düşüyor.

    Şirketin Türkiye Teknik Liderlerinden Burçin Olgaç konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “Bulut kayıtlarına erişim, çalınan bilgilerin siber suçlular tarafından daha hızlı ve etkili bir şekilde kullanılmasını sağlayan yeni bir pazar. Bu yeni siber suç pazarı suçluların işletmeleri tehlikeye atmak için bulut teknolojilerini nasıl kullandığını gösteriyor. Bu siber suçluların işletmelerin bulut altyapısına saldırması değil, suçluların operasyonlarını geliştirmek ve ölçeklendirmek için bulut teknolojisini kendileri için kullanmaları anlamına geliyor. Bu nedenle işletmelerin sadece şirket içi hizmetleri kullanıyor olması da bu saldırı yönteminde karşı bir koruma sağlamıyor. Tüm kuruluşların önleyici tedbirleri iki katına çıkarmaları ve meydana gelen herhangi bir olaya hızlı tepki vermek için gereken görünürlük ve kontrollere sahip olduklarından emin olmaları gerekiyor.”

    Bulut tabanlı çalıntı verilerin kayıtlarına erişimi satın alanlar, ikinci aşamada verileri bir virüs saldırısı için kullanıyorlar. Örneğin, Uzak Masaüstü Protokolü (RDP) kimlik bilgileri bu satılan bulut kayıtlarında bulunabilir ve bu bilgiyle fidye yazılım yöntemiyle işletmelere saldırmayı hedefleyen suçlular kimlik bilgilerini kullanarak RDP üzerinden şirkete sızabilir.

    Çalınan kimlik bilgilerinin ve kullanıcı bilgilerinin bulut tabanlı depolanması, abonelik bazda ortalama bin dolara kadar kiralanabiliyor. Tek bir kayda erişildiğindeyse içindeki milyonlarca veriye erişmek mümkün. Sık güncellenen veri kümeleri veya ayrıcalık vaadi ile daha yüksek kazançlar sağlamak da mümkün. Verilere bu şekilde hazır erişim sağlayan siber suçlular, saldırılarını kolaylaştırabiliyor, hızlandırabiliyor ve hedef sayısını artırabiliyor. Böylece kripto para hırsızlığı veya e-ticaret dolandırıcılığı gibi belirli alanlarda uzmanlaşmış tehdit aktörlerinin ihtiyaç duydukları verilere hızlı, kolay ve nispeten ucuza erişebilmelerini sağlayarak siber suçların etkisi artırılmış oluyor.

    Rapor, gelecekte bu tür faaliyetlerin, alıcılar için yararlılığını en üst düzeye çıkarmak, verilerin çıkarılmasını geliştirmek için makine öğrenimini kullanan veri madenciliği uzmanlığı adı altında yeni bir tür siber suçlu ortaya çıkarabileceği konusunda uyarıyor.

  • Popüler oyun bugünden itibaren bedava oldu

    Popüler oyun bugünden itibaren bedava oldu

    Epic Games, Steam ve GoG gibi dijital oyun platformları yeni aboneleri kendilerine çekebilmek için oyunların fiyatını düşürüyor veya ücretsiz dağıtma yoluna gidiyor. Aylar öncesinde GTA V, Civilization VI gibi oyunları da bedava dağıtan Epic Games, bu kez Darkest Dungeon isimli bir RPG oyunuyla sürpriz yaptı.

    2016 yılında satışa sunulan Darkest Dungeon, Steam üzerinde de olumlu yorumlara sahip ve beğenilen bir oyun.

    Oyunun tanıtım yazısında şu satırlara yer verilmiş:

    “Darkest Dungeon macera ve psikolojik gerilim odaklı zorlu bir gotik roguelike sıra tabanlı rol yapma oyunu. Kusurlu kahramanlardan oluşan bir takımı topla, eğit ve korkunç varlıklar, stres, kıtlık, hastalık ve bitmek bilmeyen karanlık karşısında onlara öncülük et.”

    26 Aralık saat 19:00’a kadar söz konusu oyun ücretsiz olacak. Bu tarihten itibaren yeniden ücretli hale gelecek.

    Oyunu ücretsiz indirebilmek için Epic Games üzerinden abonelik açmanız yeterli. Aboneliğin de ücretsiz olduğunu belirtelim.

  • Uzmanından ‘fidye virüsü’ uyarısı! Bilgisayardaki tüm dosyaları rehin alıyor…

    Uzmanından ‘fidye virüsü’ uyarısı! Bilgisayardaki tüm dosyaları rehin alıyor…

    Bilgisayarlarda dosyaları şifreleyerek kullanılmaz hale getiren Jigsaw adındaki ‘fidye virüsü’, herkesin korkulu rüyası oldu. Ödeme yapılmayan her saat için daha fazla dosya şifreleyen virüs, bilgisayarları kapatan kişilerin dosyalarını da imha ediyor.İHA muhabirine konuşan bilgisayar yazılım uzmanı Yunus Özbek, bilgisayar virüslerinin son zamanlarda güncellenerek kendini tekrar göstermeye başladığını söyledi.”Bilgisayarınızdaki bütün verileri şifreleyebiliyor”‘Fidye virüsü’nün kaynağı bilinmeyen mailler yoluyla bilgisayarlara bulaştığını ifade eden Özbek, şunları kaydetti:

  • Çay posası pH ölçüm kalemine dönüştü

    Çay posası pH ölçüm kalemine dönüştü

    Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Özer ve Dr. Öğretim Üyesi Şeyda Taşar, farklı bir projeye imza attı. 2 öğretim üyesi yaptıkları AR-GE çalışması sonrasında yüzde 75’i çay posasından oluşan ve sıvıların pH derecisini ölçmeye yarayan halokromik jel uçlu kalem üretti.Kolayca taşınabilen ve pratik olan kalem diğer ölçüm yöntemlerine göre doğayı kirletmediği için çevreci özelliği ile dikkat çekiyor. pH’ı ölçmek istenen sıvıya jel uç batırılıyor ve renk değişimine göre ölçüm yapılıyor. Ölçüm sonrasında ise ölçüm yapılan sıvının rengi ve bileşimi değişmezken, tek kullanımlık olmayan kalem tekrar tekrar kullanılabiliyor. Biyokimya, kimya, tıp, turizm ve gıda sektörüne katkı sunması hedeflenen çalışma için ulusal ve uluslararası patent başvurusu yapıldı ve TEKNOFEST’te de altın madalyaya layık görüldü.